19 Eylül 2016 Pazartesi

Hayvansal Yağlar ile Bitkisel Yağlar Arasındaki Farklar, Hangisini Tüketmeliyiz?

Herkese merhaba! Uzun bir süre internetle ilgili sıkıntı yaşadığım için yazı yayımlayamadım. Artık internetime kavuştuğum için eski tempomda, mümkün olduğunca günlük yazılar paylaşmaya devam edeceğim.

Bugün sizlere günlük hayatta pek çok yemekte kullandığımız bitkisel ve hayvansal yağların sağlık açısından farklarını ve hangisini tüketmenin daha sağlıklı olduğunu anlatacağım. Tabi ki anlattığım şeyler benim araştırmalarım sonucu elde ettiğim bilgilerden oluşuyor. Bu yüzden siz yine de herhangi bir rahatsızlığa bağlı olarak diyet uyguluyorsanız, bir uzmana danışmadan yağ tüketim alışkanlığınızı değiştirmeyin.

İlk olarak temel fark; bildiğiniz üzere biri hayvan kesildikten sonra elde edilen vücudunda depolamış olduğu yağlardır, bitkisel yağlar ise yağ içeriği yüksek olan bitkilerden yapısındaki yağın toplanmasıyla elde edilir.

bitkisel yağ ile ilgili görsel sonucu


hayvansal yağ ile ilgili görsel sonucu


Bu yağın tüketilebilir hale gelmesi için geçtiği pek çok adım var ve bunlar genel olarak rafinasyon olarak adlandırılır. Yağın rafinasyonu olarak geçen bu proseste, yağın yapısındaki yapışkan maddelerin uzaklaştırılması, asitliğin düzenlenmesi, kokusunun giderilmesi gibi pek çok adım vardır.

Herhangi bir bitkiden yağın tamamen tüketilebilir hale gelmesine kadar geçen sürede görmüş olduğu tüm prosesler dikkate alınırsa bunlar maalesef yağın doğal yapısını bir nebze bozmaktadır. Bu bozulma yüksek sıcaklık ve basınçlardan kaynaklanmaktadır ve sonucunda günümüzde sıklıkla duyduğumuz trans yağlar meydana gelir.

Trans yağ dediğimiz yağ çeşidi yağın moleküler yapısının bozulmuş halidir. Bir yağ asidinde var olan karbon hidrojen bağının kırılıp hidrojen yerine çeşitli kimyasalların yerleşmesi sonucu radikal bir molekül ortaya çıkar. Sağlığımız için son derece tehlikelidir çünkü trans yağ dediğimiz yağın yapısı hücre zarında bulunan Omega-3 yağıyla çok benzemektedir. Hücre zarında Omega-3'ün yerleşeceği yerlere yerleşen trans yağlar, hücre zarı yapısının bozulmasına ve dolayısıyla hücrenin de sağlığını yitirmesine ve işlevlerini zamanla kaybetmesine yol açar. Maalesef ki kansere kadar uzanabilen ciddi zararlı etkiler ortaya çıkartır.

Tabiki sadece bitkisel yağ elde edilirken trans yağ oluşmaz. Bitkisel yağları kızartma yağı olarak kullandığınız zaman da sıcaklığa bağlı olarak sürekli trans yağlar oluşmaya devam eder. Özellikle fastfood tarzı yiyecekler satan yerlerde aynı yağda onlarca tava patates kızartılır ve kullanılan yağ tam bir trans yağ bombası haline gelir.

Sadece geçirdiği proseslerden dolayı sahip olduğu trans yağ miktarı ürünlerin ambalajlarından Tebliğ gereği belirtilmektedir ve belli bir sınır değerin altındadır. Bu sınır değerler insanların ortalama olarak kaldırabileceği sınır değerlerdir fakat herkesin bünyesi farklıdır ve bu yağların vücutta akümüle olması yani birikmesi sonucunda uzun vadede ciddi zararlarını görebilirsiniz.

Hayvansal yağlara gelecek olursak; son yıllarda bu yağların kalp damarlarını tıkadığı ve kolesterolü yükselttiği söyleniyordu ve bu yüzden insanlar çok temkinli yaklaşmaya başladı. Bana inanmayıp kendiniz de bu konuda bilimsel bir makale ararsanız kesinliği kanıtlanmış bir çalışma göremeyeceksiniz. Hayvansal yağlı ürünler tüketmek tek başına böyle bir şeye sebebiyet vermez. Hayvansal yağlarla beraber ciddi miktarda şekerli ve karbonhidratlı gıdalar tüketildiği zaman damarlarda yağlanma görülebilir. Çünkü ihtiyaç duyduğunuzdan daha fazla kalori almış olursunuz ve insan vücudu gereğinden fazla olan bu her türlü enerji maddesini yağ olarak depolar. Dolayısıyla kalp ve damar yağlanması gibi problemlerde tek başına hayvansal yağ tüketimi belirleyici bir parametre olamaz. Eğer hayvansal yağlar günlük olarak tüketilen bir yağ ise ve kişi düzgün bir beslenme tarzına sahipse böyle bir sorun ortaya çıkmamaktadır.
kolesterol ile ilgili görsel sonucu


Anlattıklarımdan da anlaşıldığı üzere hayvansal yağlar bitkisel yağlara daha sağlıklıdır. Belki ağır geldiği için, belki kokusundan dolayı, belki de alışkanlıklarımız farklı olduğu için günlük hayatımıza hayvansal yağları sokmak zor olabilir ama unutmayın ki atalarımız yıllarca hayvansal yağlarla beslendiler ve göçebe hayat sürmüş Türklerin bu beslenme şekilleri, günümüzde pek çok önemli diyete ilham vermektedir. 

Fakat bununla beraber eğer bitkisel olup sağlıklı olan bir yağ arayışı içindeyseniz soğuk press yöntemiyle elde edilmiş sızma zeytinyağı sağlığınız için zararı olmayan bir yağ çeşididir ve yine aynı şekilde yüksek ısılara maruz bırakılmadan tüketildiği müddetçe bu yağ çeşidi de uzun ve kısa vadede size zarar vermeyecektir.
zeytinyağı ile ilgili görsel sonucu


Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur. Bu yazımda herhangi bir kaynak kullanmadım çünkü bu konu benim çok önceden araştırmasını yaptığım bir yazıydı ve aklımda kalanları sizlerle bu şekilde paylaşmak istedim. Eğer ki ekstra kaynağa ihtiyaç duyarsanız seve seve daha önceden kullandığım kaynaklarımı sizlerle paylaşabilirim. Yazılarımla ilgili güncel bilgileri takip edebilmek ve ekstra bilgilerden de faydalanabilmek için lütfen beni instagramda da takip etmeyi unutmayın.

Herkese keyifli günler diliyorum!

Instagram

instagram.com/foodie.advices


2 Eylül 2016 Cuma

Gaps Diyeti Nedir?

Herkese merhaba! Bugün sizlere kendim de tesadüfen öğrendiğim ve çok ilgimi çekmiş olan bir diyet olan GAPS diyetinden bahsedeceğim.

Dün yazmış olduğum "Meyveli Yoğurt Otizm Hastalığına Sebep Olur Mu?" araştırma yazımdan sonra bir arkadaşım benimle irtibata geçti ve otizm hastalığının tedavisinde ilerleme sağlamış olan bir diyetten bahsetti. Ben de bu konuyla ilgili bugün araştırmamı yaptım ve sizlerle de bilgilerimi paylaşmak istedim.
gaps diyeti ile ilgili görsel sonucu

GAPS ingilizce kökenli bir kelime grubunun kısaltılmış hali. Literatürde "Gut and Psychological Syndrome" yani "Bağırsak ve Psikoloji Sendromu" olarak geçiyor.

Genel mantığı ise pek çok psikolojik rahatsızlığın bağırsak anormalilerinden kaynaklandığını savunuyor. Bağırsak florasında veya epitel dokusunda meydana gelen hasarlar sonucu bağırsaktan sızan toksinlerin kana ulaşması ve beyin fonksiyonlarını etkilemesi sonucu kişinin hayatı boyunca mücadale edeceği psikolojik rahatsızlıklara hatta daha ileri vadede otizme kadar sorunlar ortaya koyduğu temeline dayanıyor. Tabiki bu durum sadece psikolojik sorunları değil fizyolojik problemleri de tetikliyor. Bu sızıntı kana karışmasıyla birlikte pek çok dokuda tahribata sebep olabiliyor. Bu sebeple GAPS aynı zamanda "Gut and Psyhological Syndrome" yani "Bağırsak ve Fizyoloji Sendromu" olarak da geçiyor. Bu durum yetişkinlerde görülebildiği gibi annenin hamileliği sürecinde bebeğe de geçebiliyor.toxic gut syndrome ile ilgili görsel sonucu


Bu bağırsak tahribatına son yıllarda şekillenen beslenme alışkanlığımız olduğu düşünülüyor. İşlenmiş gıdalar, nişastalı gıda tüketimi, fast fooda ilginin artması, katkı maddeleriyle dolu hazır gıdaların tüketimi gibi yeme alışkanlıklarının bağırsak florasını bozduğu ve epitel dokuyu tahribata uğrattığı düşünülüyor.

Bu düşünceden yola çıkarak ortaya çıkan Gaps Diyeti, bozulan bağırsak florasını düzenlemeyi ve yıpranan epitel dokuyu onararak kalıcı bir çözüm bulmayı vaadediyor. Bunu ilaçlar yoluyla değil tamamen doğal bir beslenme yöntemiyle yapacak olmamızın sebebi ise yine aynı şekilde geçtiğimiz yıllarda ciddi şekilde artan antibiyotik tüketiminin de bağırsak yapısını bozmasından kaynaklanıyor.
gaps diyeti ile ilgili görsel sonucu


Bu diyet dışardan bakıldığında bir nebze zor gözükse de esasen bir geçmişe dönüş olarak kabul edilebilir. Özellikle geçmişte göçebe yaşam tarzına sahip Türklerin beslenme yöntemiyle ciddi benzerlikleri vardır ve bu da eski Türklerin yaşam sürelerinin niçin bu kadar uzun olduğuna bir örnek gösterilebilir.

Diyetin biraz zorlayıcı olabileceği düşüncesiyle alternatif olarak başlanabilecek bir başlangıç diyeti de düşünülmüş. Genel olarak spesifik bir karbonhidrat diyeti gibi karbonhidrat içeren neredeyse her şeyden uzaklaşılıyor, şeker ve nişasta hayatımızdan çıkıyor, fermente ürünler ana öğünlerin yanına geliyor. Diyetin temel yapı taşlarından bahsetmek gerekirse;

-En önemli öğünler et ve balık ürünleri. Her gün ana öğün olarak tüketmemiz gerekiyor. Özellikle haşlama yöntemiyle tüketilmesi gerekiyor. Pek çok önemli vitamini suya geçeceği için bu et suyu da çok önemli. Bazen çorba olarak bazen içecek olarak tüketilmeli.

-Sütten yani çiğ süt tüketiminden uzaklaşılıyor. Süt proteini kazeinin bağırsak epiteline zararlı olmasından dolayı ve sütün çoğu zaman alerjen olması hatta gaz problemi gibi problemlerden dolayı sadece fermente süt ürünleri yani yoğurt, kefir gibi ürünler tercih ediliyor.

-Yumurta bu diyetin vazgeçilmezi. Özellikle sarısı neredeyse anne sütü kadar faydalı olduğu için yumurta da rahatlıkla tüketilebilir.

-Nişasta içermeyen tüm sebzeler, haşlanmış olarak ve çiğ şekilde tüketilebilir. Mevsimi olmasına ve hormonsuz olmasına özen gösterin.

-Bütün meyveler çiğ veya kurutulmuş olarak tüketilebilir. Yine aynı şekilde mevsimi olması, hormonsuz olması ve kurutulmuş ise katkı maddesi içermemesi çok önemli.

-Kuruyemişler tüketilebilir. Ara öğün olarak besin değeri yüksek bir alternatiftir.

-Yağ tüketiminde sadece hayvansal yağ tercih edilmeli. Belki de en zor kısmı bu. Fakat bu en önemli adımlardan biri. Bitkisel yağların girdiği prosesler ve trans yağ içermeleri sebebiyle kesinlikle katı tereyağı, sadeyağ, danayağı, kuzuyağı gibi yağlar tercih edilmeli.

-Balın doğal olduğuna eminseniz bal tüketimi de çok önemli. Doğal bir alternatiftir.

-Fermente tüm ürünler mükemmel bir alternatiftir. Turşu bu diyetin vazgeçilmezlerinden.
turşu ile ilgili görsel sonucu



İşte görmüş olduğunuz bu adımları kapsayan Gaps diyetinin temeli bu şekilde. Bu diyetle ilgili ayrıntılı bilgileri diyetin yaratıcısı olan kişinin kitabından bulabilirsiniz. Linkini aşağıya ekleyeceğim. Ama şuan bir başka konuya daha değinmek istiyorum. Gaps diyetini araştırdığımda karşıma sadece diyetin yaratıcısı olan kadın ve onun kitabıyla ilgili bilgiler çıktı. Ben de bu olayı destekleyen bilimsel makaleler bulup taramak istedim.

Gaps diyetinin yaratıcısı tek bir kişi olsa da ve literatürde kabul görmüş ciddi etkileri olmasa bile GAPS gerçekten var olan bir durum. Özellikle yabancı makalelerde beslenme alışkanlığının bağırsak florasını ve bağırsak epitel dokusunu bozduğunu ve bu bozulmalardan dolayı bağırsaktan sızan toksik maddelerin kana karışmasıyla hem fizyolojik hem psikolojik problemlere sebep olabildiği anlatılmış ve literatürde bununla ilgili yapılmış çokça araştırma mevcut. Kendim yararlandığım birkaç makaleyi buraya ekleyeceğim.

Son olarak benim tavsiyem, eğer kendinizde veya çevrenizde ciddi bir psikolojik veya fizyolojik rahatsızlık olduğunu düşünüyor ve alternatif bir çözüm arıyorsanız bu diyete ciddi bir şekilde göz atmanızı ve imkanlarınız el veriyorsa denemenizi tavsiye ederim. Zararlı hiçbir noktası olmayan bu diyetin her halukarda faydasını göreceğinize inanıyorum. Otizm konusunda ne kadar faydalı olur bilmem ama en azından bağırsak floranızı düzenleyerek yaşam standartınızı yükselteceği kesin. 

Umarım sizler için keyifli bir yazı olmuştur. Kullandığım tüm kaynakları aşağıya ekleceğim. Beni instagramda da takip etmeyi unutmayın. Keyifli günler diliyorum!

Kaynaklar

http://www.gapskitap.com/gaps-diyeti-1.html

Gut And Psychology Syndrome The GAPS in our Medical Knowledge,  Natasha Campbell-McBride, MD

The role of psychological and biological factors in postinfective gut dysfunction,  23 September 1998

A controlled trial of psychological treatment for the irritable bowel syndrome, E Guthrie, F Creed, D Dawson, B Tomenson - Gastroenterology, 1991



Instagram

instagram.com/foodie.advices

1 Eylül 2016 Perşembe

Meyveli Yoğurt Otizm Hastalığına Sebep Olur Mu?

Herkese merhaba! Bugün sizlere son yıllarda sağdan soldan çokça duyduğumuz bir konu olan meyveli yoğurdun insan sağlığına etkileri hakkında bilgi vereceğim.

Özellikle gelişim çağındaki çocukların severek tükettikleri meyveli yoğurtlar için son yıllarda davranış bozukluğuna hatta otizme yol açtığına kadar önemli iddialar ortaya atılmıştır. Bir gıda mühendisi ve her şeyden önce bir tüketici olarak bunun aslını araştırmak istedim çünkü 22 yaşında hala meyveli yoğurtları severek tüketen birisiyim. Haliyle bu konu beni de şüpheye düşürdü ve hem yabancı kaynaklardan hem de yerel kaynaklardan yaptığım araştırmayı bu yazımda derledim.
meyveli yoğurt ile ilgili görsel sonucu


Öncelikle meyveli yoğurt üretimine kısaca değinmek istiyorum. İlk olarak çiğ süt pastörize edilir. Bu işlem sütte var olan zararlı bakterileri uzaklaştırmak için yapılan klasik bir ısıl işlem diyebiliriz. Sonrasında ürünün mayalanacağı sıcaklığa geri döndürülür ve herhangi bir aroma eklenecekse bu aşamada eklenir. Meyveyle beraber meyvenin konsantre hali de eklenir çünkü bu şekilde istediğimiz aromanın tadını daha çok elde edebiliriz. Bu adımlardan sonra yoğurt kültürü de eklenip ürün kaplara doldurularak inkübasyona bırakılır ve belli bir sıcaklık ve ortamda mayalanması beklenir. Ekstra meyve parçacığı eklenecekse bu mayalanma işleminden sonra eklenebilir. Son olarak ambalajlanıp dağıtımı yapılır.

meyveli yoğurt ile ilgili görsel sonucu

Bilinen faydalarından da kısaca bahsetmek gerekirse;

-Sindirim sistemine yardımcı olur.
-Kalsiyum içeriğine bağlı olarak kemik gelişimini destekler.
-Besin değerleri açısından yüksektir, düşük kalorili bir ara öğün olarak tercih edilebilir.
-İçeriğindeki meyveler sayesinde yüksek vitamin içeriği vardır.
-Bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olur.

meyveli yoğurt ile ilgili görsel sonucu


Mantıklı bir şekilde bu adımları düşünürsek, bahsettiğimiz ciddi hastalıklara sebep olabilecek bir durum yok çünkü sadece süt pastörize edildi ve aroma maddesiyle (ki bu aroma maddesi de meyve ekstratıdır yani konsantre haldeki doğal meyvedir veya meyve suyudur) karıştırılıp mayalanmaya bırakıldı. Bu noktada tek zararı sütten ve aromadan alacağı şekerden dolayı dişlerinin zarar görmesi olabilirdi. Bu konuda yapılmış bir araştırma meyveli yoğurt tüketen çocukların %36'ında dental erozyon yani diş veya diş etlerinde aşınma gözlemlendiğini ve buna yapısındaki şekerin sebep olduğunu ortaya koymuştur. Fakat tabiki her şekerli şeyden sonra olması gerektiği gibi meyveli yoğurt yedikten sonra da dişler fırçalansa bu sorunun önüne pekala geçilebilir. İşler bu şekilde yürüyorsa meyveli yoğurda niçin bu kadar anlam yüklendi?
sağlıklı dişler ile ilgili görsel sonucu


Aslında cevap çok basit. Bu şemada her markanın uygulamadığı bir adım daha var. O da ürünün rengini aromasına uygun hale getirmek için ürüne ekstra renklendirici kullanmak. Örneğin çilekli yoğurt hazırlanıyorsa pembe renklendirici kullanmak, şeftalili yoğurt hazırlanıyorsa sarı renklendirici kullanmak, orman meyveli yoğurt hazırlanıyorsa mor renklendirici kullanmak gibi...

Yıllardan beri meyveli yoğurdu bu kadar tehlikeli diye itham etmelerinin sebebi günümüzde çok az markanın kullandığı renklendirici hilesiymiş. İçindekiler kısmını incelediğinizde renklendirici diye bir ibare göremezseniz E koduyla başlayıp 100'den 199'a kadar devam eden tüm ibareler de renklendirici anlamına gelmektedir. Örneğin E104 quinoline yellow adı verilen bir renklendiricidir.

Tüm renklendiriciler için tehlikelidir veya insan sağlığını olumsuz etkiler gibi bir yorum yapmak doğru değildir zira bunların içinden bazıları tamamen doğal kaynaklıdır. Örneğin E140 klorofil olarak bilinen bitkilere yeşil renk veren pigmenttir ve gıdalarda yeşil renk vermek için kullanılan bir renklendiricidir.

Özellikle çocuk sağlığında ciddi zararları olduğu tespit edilmiş renklendiricilerden örnek vermek gerekirse; E102, E104, E124, E127 ve E150 en çok kullanılan renklendiricilerdir. Bunlardan ilk üçü, sarı ve kırmızı tonlar oldukları için yoğurtlarda rahatlıkla kullanılabilir.
renklendirici ile ilgili görsel sonucu


Sadece bazı Avrupa ülkelerinde kullanımları yasaklanmıştır. FDA tarafından kullanımı yasaklanmamıştır. Çünkü yapılan araştırmalar aslında tam olarak net değildir ve literatürde kabul görmüş insan sağlığına otizm derecesinde zarar verdiği kanıtlanmış değildir. Fakat bunun sebebi bu tip incelemelerin sonuçlarının uzun vadede elde edilecek olmasıyla birlikte, etkilerinin milyonda bir gibi az olmasından da kaynaklanıyor olabilir.

Her halukarda vücutta akümüle olacak bir kimyasal maddeyi çocuklarımıza atıştırmalık olarak vermek istemeyiz. Dolayısıyla nacizane tavsiyem renklendirici kullanmayan markaları tercih edin. İçindekiler kısmında; pastörize süt, yoğurt kültürü, meyve ekstratı, kıvam arttırıcı (nişasta) gibi maddeler dışında yabancı bir madde bulunuyorsa öncelikle bunun ne olduğunu araştırın ki içiniz rahat etsin.

Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur. Kullandığım kaynakları alt tarafa ekliyorum. Beni instagramda da takip etmeyi unutmayın. Sağlıkla kalın!

Kaynaklar

http://www.guncelpediatri.com/makale_469/Gidalardaki-Katki-Maddeleri-Ve-Zararlari-Cocukluk-Hiperaktivitesi-Derleme

ETIOLOGY OF DENTAL EROSION AND TREATMENT APPROACHES, Supplement: 8, Yıl: 2014, Sayfa: 67-73

Gıda Katkı Maddeleri ve Sağlığımıza Etkileri, ARŞİV 2010; 19: 141

http://www.livestrong.com/article/371609-how-healthy-is-fruit-yogurt/

Instagram

instagram.com/foodie.advices

31 Ağustos 2016 Çarşamba

Fermente ile Isıl İşlem Görmüş Sucuk Arasındaki Farklar

Herkese merhaba! Bugün sizlere sucuk ambalajlarında sıklıkla denk geldiğiniz fermente sucuk yada ısıl işlem görmüş sucuk gibi ibarelerin farklarından bahsedeceğim.

Bildiğiniz üzere artık marketlerin şarküteri reyonu ürün ve fiyat çeşitliliği açısından oldukça zengin. Özellikle sucuklar açısından eskiden sadece marka kıstasımız varken bugün pek çok farklı sucuk çeşidi görebiliyoruz. Kasap sucuk, mangal sucuk, hindi sucuk, karışık sucuk, ısıl işlem görmüş sucuk, fermente sucuk ve belki de yeni çıkan farklı çeşitleriyle en geniş skalalardan birine sahip. Lezzet ve kalite olarak hepsi birbirinden farklı, fakat temelde aslında kullanılan malzemeyi bir kenara bırakacak olursak, üretim olarak sadece iki farklı çeşit mevcut.
fermente sucuk ile ilgili görsel sonucu

Bahsetmiş olduğum kasap sucuk, mangal sucuk gibi çeşitler birbirlerinden baharat oranı ve çeşidi olarak farklıdır. Bu konuda damak tadınıza uygun olanı tercih edebilirsiniz.

Hindi sucuk, karışık sucuk gibi ürünlerde ya sucuk tamamen hindi etinden üretiliyor, yada belli oranda dana etiyle hindi eti veya hindi yağı karıştırılarak üretiliyor. Burada amaç sucuğun maliyetini düşürerek düşük bütçeli kişilerin de sucuk yemesini sağlamak. Fakat tahmin edebileceğiniz üzere bu ürünlerin lezzeti %100 dana etinden üretilmiş sucuktan bir hayli farklıdır. Üstelik metabolik aktiviteleri ve mikroorganizmaya toleransları birbirinden farklı iki hayvanın eti kullanıldığından ekstra koruyucu maddeler kullanılmaktadır, bu da vücudunuza ekstra yabancı madde almak anlamına gelir.

Esas önemli fark ise fermente sucuk ile ısıl işlem görmüş sucuk arasındadır zira şuana kadar bahsettiğim tüm çeşitler de kendi içlerinde fermente veya ısıl işlem görmüş olarak ayrılabilir. Peki nedir bu fark?
fermente sucuk ile ilgili görsel sonucu


Fermente dediğimiz sucuk tipi geleneksel olan yöntemdir. Yani tercih edilen hayvanın kıyması çekilir, çeşitli baharatlarla çeşnilendirilir ve özel kılıflara yerleştirilerek kuruyuncaya kadar bekletilir. Minimum 1 aylık bir süreçtir. Doğal yapılış şeklinden ve zahmetli olmasından dolayı fiyatı 2 3 kat daha fazla olabilmektedir.

Isıl işlem görmüş dediğimiz sucuk tipinde ise yine aynı şekilde tercih edilen hayvanın kıyması çekilir, çeşitli baharatlarla çeşnilendirilir ve özel kılıflara yerleştirilir. Fakat bu kez doğal yöntemlerle kuruması beklenmeden ısıl işleme tabi tutularak kurutulur ve 3 4 gün gibi bir sürede kurumuş olur. Çok daha kısa sürede elde edildiği için fiyatı daha düşüktür.

Yapılan bazı araştırmalar bu iki tipin lezzet açısından farkı olmadığını söylese de bu araştırmaların objektifliği şüphelidir çünkü kendim bu konuda yazılmış net bir makale bulamadım. Kendi kişisel kanaatimse ciddi bir lezzet farkı olduğu yönünde.

Lezzeti bir kenara bırakacak olursak, "Geleneksel ve Isıl işlem Uygulanarak Üretilen Türk Sucuklarında Salmonella typhimurium’un Gelişimi" adlı makalede yayınlanan bir araştırmaya göre ısıl işlem görmüş sucuklardaki salmonella miktarı sıcaklığa ve süreye bağlı olarak değişmekte fakat her daim belli miktarlarda varlığını korumaktadır. Fermente sucuk için ise eğer gerekli fermentasyon süresi boyunca sucuk tüketime sunulmuyorsa, ortalama olarak 12. günden itibaren salmonella inhibe oluyor yani tehlike ortadan kalkmış oluyor. Bu sebeple fermente sucuğun daha sağlıklı olduğunu söyleyebiliriz.
salmonella ile ilgili görsel sonucu


Bir diğer önemli nokta sucuk seçiminde ister fermente olsun ister ısıl işlem görmüş olsun nitrat ve nitrit oranlarıdır.

Nitrat ve nitrit tuzları, özellikle et mamullerinde kullanılan, kırmızı rengi korumaya yardımcı, oksidasyon hızını yavaşlatan yani daha anlaşılır haliyle küflenme bozulma gibi durumları yavaşlatan ve bununla beraber ürünün raf ömrünü uzatan bir katkı maddesidir. Fakat malesef çok da masum bir katkı maddesi değildir. Örneğin nitritler vücutta mevcut sekonder aminlerle reaksiyona girerek kanserojen etki gösteren nitrozaminleri oluşturur. Bu nitrit ve nitrat tuzları malesef ki hemen hemen her marka tarafından kullanılıyor. Fakat tabiki Türk Gıda Kodeksi Et ve Et Ürünleri Tebliği gereğince bunun bir standartı var ve marketlerde raflarda denk geldiğiniz bilindik markalar bu standartlara uygun olarak üretiliyor. Fakat merdiven altı sucuk üreticileri malesef bu konuda dikkatli değiller ve kullandıkları maddeler tamamen kendi insaflarına kalmış durumda.
nitrat tuzu ile ilgili görsel sonucu



Benim kişisel tavsiyem lezzet açısından en iyisi %100 dana eti ve yağıyla fermentasyon yöntemiyle üretilmiş sucukları tercih etmeniz yönünde.

Bununla beraber sağlığınız için güvenilir markaları, kapalı ambalajlı ürünleri tercih edin ve her halukarda sucukları çiğ olarak tüketmeyin.

Umarım sizin için keyifli bir yazı olmuştur. Kaynaklarımı aşağıya ekliyorum. Lütfen beni instagramda da takip edin. Herkese iyi günler!

Kaynaklar

Fermente Türk Sucuğu ve Pastırmalarda Kalıntı Nitrat ve Nitrit Düzeyleri, YYÜ VET FAK DERG (2008) 19(1): 41-45

Geleneksel ve Isıl işlem Uygulanarak Üretilen Türk Sucuklarında Salmonella typhimurium’un Gelişimi, Gıda Teknolojileri Elektronik Dergisi Cilt:5, No: 3, 2010 (1-8)

http://www.tarim.gov.tr/Belgeler/Mevzuat/Talimatlar/gkgm/et_et_urunleri_uygulama_talimati_14022013.pdf

Instagram

instagram.com/foodie.advices

28 Ağustos 2016 Pazar

Sahte Belgelere Dikkat!!

Herkese merhaba. Bugün sizlere özellikle sosyal medyada elden ele dolaştırılan sahte belgelerle ilgili birkaç bilgi vereceğim. Bu bilgiler sayesinde karşınıza bir belge çıktığında doğruluğunu kendiniz de kolaylıkla analiz edebilirsiniz.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım incelemem için bana bir araştırma sonucu belgesi gönderdi. Kendisine de babası göndermiş. Bu tip belgelere özellikle orta yaşlı insanların facebook sayfalarında sıklıkla rastlanabilir. Bu orta yaş grubunun yediğine içtiğine daha dikkatle yaklaşıyor olmasından kaynaklanıyor. İnsanlarda oluşturulan hazır gıdaların tehlikeli ve sağlıksız olduğu algısı yüzünden bu tip belgelerin doğruluğu araştırılmadan inanıp paylaşılıyor.

Bu tip sahte belgeleri doğrusundan ayırt edebileceğiniz birkaç küçük ayrıntı var. Bu ayrıntıları göz önünde bulundurarak gönül rahatlığıyla o belgenin doğruluğuna veya sahte olduğuna karar verebilirsiniz.

Bahsettiğim görseli aşağıya ekliyorum ve sizlerden bir göz atmanızı rica ediyorum.


Bu belgeyi gördüğüm anda gözlerimin aradığı ilk ayrıntı araştırmayı yapan ekibin isimleri, ünvanları, hangi laboratuarda araştırma yapıldığı, analiz tarihi ve laboratuar sorumlusunun imzası ve kaşesiydi. Gördüğünüz gibi bu ayrıntıların hiçbiri mevcut değil.

İkinci olarak sayfa düzeni ve kullanılan günlük dil, bir analiz raporu yazısında asla göremeyeceğiniz hatalardır. Üniversitenin yaptığı araştırmanın raporu akademik bir dilde yazılmış olmalıdır ve sayfa düzeni üniversitenin belirlediği bir standarta uygun olarak yazılmalıdır.

Üçüncü olarak bir analiz sadece bir grup ürün üzerinde yapılır. Örneğin asitlik düzenleyici bir katkı maddesinin insan sağlığına etkileri araştırılır ve bu araştırma sonuçları bilimsel olarak rapora eklenir. Birbirinden tamamen farklı ürün gruplarından olan hazır çorba, asitli içecek, konserve ürün gibi gıdalar aynı analiz raporunda bulunamaz. Üstelik birden fazla marka ismi verilerek böyle bir rapor paylaşmak maalesef tam bir fiyaskodur.

Tüm bu önemli ayrıntılar bu belgenin sahte olduğunu bize göstermektedir. Ancak bir diğer önemli ihtimal de bu yazının birkaç tane araştırma yazısını analiz etmiş bir blogger veya analistin kendi yorumlarını eklediği kişisel bir yazı olmasıdır. 

Böyle bir durum söz konusuysa yine bu konunun pek çok açığı var. Öncelikle yazıyı derleyen kişiyle ilgili hiçbir bilgi yok. Yazı derlenirken hangi araştırmalardan, hangi kaynaklardan yararlanıldığına dair bir bilgilendirme içermiyor. Ayrıca pek çok markayı zan altında bırakan bu yazı maalesef hiçbir bilimsel dayanak içermiyor. 

Benim vermiş olduğum bu örnekte gördüğünüz üzere çok pek açık nokta var. Fakat bu tip açıkları vermemeye azami gayret gösteren kişiler de var. Eğer elinizdeki belge bu bahsettiğimiz hatalardan hiçbirine sahip değilse bile, bilgiyi paylaşmadan veya akademik anlamda kullanmadan önce teyit etmekte fayda var. Neticede elimizde belge önemli bir akademik kaynaktan değil facebooktan edinilmiş bir kaynak. Böyle bir durumda ne yapılabilir?

Yine bu yazıdan örnek vermek gerekirse, bahsettiği en tehlikeli katkı maddesi E330, hepimizin bildiği sitrik asittir. Pek çok meyvenin özellikle limonun doğal olarak içerdiği bu maddenin en tehlikeli kanserojen olduğuna dair yapılmış ve ispatlanmış bir araştırma yoktur. Yine aynı şekilde E300 askorbik asit yani herkesin bildiği C vitaminidir. 

E123 ve E110 yazıda bahsedildiği gibi yan etkileri yüksek olduğu için pek çok ülkede yasaklanmıştır fakat internette E123 yasaklı katkı maddesi diye aratırsanız bu yazıdaki aynı cümleyi pek çok farklı kaynakta görürsünüz. Yani çok bilinen ve kullanılmış bir bilgili kendi araştırması gibi paylaşarak aralara hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bilgiler serpiştirilmiştir. Klasik bir belgede sahtecilik yöntemi olan bu yöntem yüzünden bilgilerin doğruluğunu teyit etmek son derece önemlidir.

Benim sizlere kişisel tavsiyem, bahsettiğim tüm bu adımları dikkate alın. Elinizdeki bilgileri sadece 5 dakikanızı arayarak doğruluğunu teyit ederseniz hem kendi içiniz rahat eder hem de insanları yanlış yönlendirmemiş olursunuz. 

Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur. Lütfen beni instagramda da takip etmeyi unutmayın. Herkese keyifli günler!

Instagram

instagram.com/foodie.advices




24 Ağustos 2016 Çarşamba

BPA Nedir, Zararlı Mıdır?

Herkese merhaba! Bugün sizlere çok önemli bir gıda prosesi olan paketleme aşamasında, pek çok ambalaj çeşidinde sıkça rastladığımız bir kimyasal bileşen olan BPA'dan ve onun insan sağlığı üzerindeki etkilerinden bahsedeceğim.

Paketleme aşaması gıdaların raf ömrünü uzatabilmek ve gıda maddesini en az zararla tüketiciye ulaştırabilmek için çok önemli bir adımdır. Gıdayı dış etkenlerden uzak tutmak için gıdanın kendi karakteristik yapısına göre paketleme materyali seçilir.

Bu paketleme materyalleri içinde kimi zaman çok da masum olmayan kimyasal bileşenler içerebilir. Bunlardan bir tanesi de günümüzde sıkça duyduğumuz BPA bileşenidir.




BPA yani Bisphenol-A, özellikle pet şişelerde, biberonlarda, sporcuların kullandıkları suluk, shaker gibi ürünlerde yani kısacası özellikle sıvı gıdayı korumaya yardımcı ambalajlarda var olan bir bileşimdir. Organik bir bileşiktir ve insan vücudundaki önemli bazı hormonlarla benzer bir yapıya sahiptir. Ambalaj materyaline dayanıklılık katan yani içindeki sıvının ambalaj materyalinin gözeneklerinden uzaklaşmasını engelleyen bir yapısı vardır ve alternatiflerine göre daha uygun fiyatlı olduğu için sıkça tercih edilir.

Fakat son birkaç yılda ambalaj materyallerinin üzerinde "BPA içermez." , "BPA free." ibaresi dikkatini çekmiş olabilir. Peki bunun sebebi ne olabilir?



BPA hormonların fonksiyonlarını olumsuz yönde etkileyen bir yapıya sahiptir. Bu hormonların üretiminden dolaşımına ve etki ettiği fonksiyonlara kadar engel olan kopya bir hormon gibidir. Yapılan araştırmalar bu maddeyi malesef özellikle gıda materyalleriyle vücudumuza yüksek miktarlarda aldığımızı göstermiştir. Amerika Hastalık Kontrol Merkezi CDC'nin yaptığı araştırmaya göre, yetişkin insanların idrarında %95, çocukların idrarında %93 oranında BPA'ya rastlanmıştır. Bu da her 100 kişiden 93-95 kişinin BPA'ya maruz kaldığını göstermektedir. 


BPA'nın hormon dengesini bozması sonucu sebep olduğu bazı rahatsızlıklar;

-Adet Düzensizliği
-Rahim ve Meme Kanseri
-Yumurta ve Sperm Kalitesizliği
-Kalp Rahatsızlıkları
-Şeker Hastalığı

Bu liste malesef daha da uzamaktadır. Özellikle plastik gıda koruma materyalleriyle aracılığıyla vücudumuza nüfuz eden bir zehir olarak görülebilir.

Peki bu materyalden ve vücudumuzda oluşturacağı zararlı etkilerden korunmak için ne yapmalıyız?

  • Öncelik olarak imkanınız varsa BPA içermeyen ambalaj materyaliyle paketlenmiş gıdaları tercih edin.
  • Böyle bir imkanınız yoksa plastik şişeleri bir seferlik kullanmaya özen gösterin. 
  • Eğer ki birkaç kez kullanacaksanız kullandığınız plastik şişeyi yüksek ısıya maruz bırakmayın. Makinede yıkamak, ağır deterjanla ovalamak gibi durumlarda BPA maddesi plastiğin yapısı aşındığı için tükettiğiniz gıdaya daha rahat geçer.
  • Plastik ambalaj materyaliyle paketlenmiş ısıtılıp tüketilmeye hazır gıdaları plastiğiyle beraber mikrodalgaya koymayın.
Bu adımları gözden kaçırdığınızı ve vücudunuza gereğinden fazla BPA aldığınızı düşünüyorsanız, 3 günlük detokslu bir sebze diyeti vücudunuzdaki BPA'nın fazlasını atmanıza yardımcı olacaktır.

Umarım sizler için keyifli ve faydalı bir yazı olmuştur. Beni instagramda da takip etmeyi unutmayın. Herkese keyifli günler!

Kaynaklar

http://www.medicalnewstoday.com/articles/221205.php

Gıdalara Bisfenol A (BPA) Migrasyonu ve İnsan Sağlığı Üzerine Etkileri

Instagram

instagram.com/foodie.advices


18 Ağustos 2016 Perşembe

Sağlık Bakanlığı Ve Tarım Bakanlığı Onayları Farkları

Herkese merhaba! Birkaç günlük aradan sonra yazı maratonuma devam ediyorum. Bugün sizlere kendi çevremden de deneyimlediğim için özellikle merak edip araştırdığım bir konu hakkında bilgi vereceğim.

Bildiğiniz üzere artık özellikle yerel kanallar ve sosyal medya üzerinden takviye edici gıdaların pazarlanması oldukça yaygınlaştı. Ünlülerin reklamlarında oynadığı, kendi sosyal medya hesaplarında reklamlarını yaptığı çokça ürün var. Üstelik bu ürünlerin yelpazesi de oldukça geniş. Zayıflama çaylarından haplarına, spor yapan kişilere takviye gıdalardan kozmetik ürünlere pek çok ürün satışı yapılıyor.

Bu ürünlerin pek çoğu süpermarketlerde veya kozmetik marketlerde rastlayabileceğiniz ürünler değil, çoğunlukla üyelik alarak hem kendinizin satın alabileceği hem de çevrenizdekilere satarak belli bir kar sağlayabileceğiniz bir sistemle yürütülüyor. Bunun dışında tabiki isim alarak markalaşmış olanları da var.


İsim isim bahsetme gereği duymuyorum zira her geçen gün bu ürünlere bir yenisi ekleniyor ve siz de her internete girdiğinizde muhakkak bir tanesi gözünüze çarpıyordur.

Özellikle kilo vermek isteyen insanları öncesi-sonrası fotoğrafları hazırlayarak etkileyebiliyorlar. Yada "3 ayda 20 kilo verin!" gibi sloganlar, kolay yoldan ve kısa sürede kilo vermek isteyen kişiler için mucizevi nitelikte olabiliyor.








3 ayda sadece hap kullanarak veya çay içerek 20 kilo vermenin ne kadar mantık dışı olduğunu bir kenara bırakırsak sağlıksız bir yöntem olduğu da aşikardır. 

Her halukarda bu markaların en önemli kozları "Bakanlık Onaylı" diye reklam yapıyor olmalarıdır.

Peki bir gıda maddesini tüketirken dikkat etmemiz gereken hangi bakanlığın onayıdır?

Şimdi burada önemli bir bilgi vereceğim. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nca hazırlanan 5996 sayı ve 11.06.2010 tarihli ‘Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu” kapsamında Takviye Edici Gıdalar, normal beslenmeyi takviye etmek amacıyla, vitamin, mineral, protein, karbonhidrat, lif, yağ asidi, amino asit gibi besin öğelerinin veya bunların dışında besleyici veya fizyolojik etkileri bulunan bitki, bitkisel ve hayvansal kaynaklı maddeler, biyoaktif maddeler ve benzeri maddelerin konsantre ve ekstraktlarının tek başına veya karışımlarının, kapsül, tablet, pastil, tek kullanımlık toz paket, sıvı ampul, damlalıklı şişe ve diğer benzeri sıvı ve toz formlarda hazırlanarak günlük alım dozu belirlenmiş ürünler olarak tanımlanmıştır. 

Yani burada demek istenen şey, sporculara takviye gıda, kilo vermeye yardımcı gıda adı altında "TARIM BAKANLIĞINDAN" standartlara uygundur belgesini alıyorlar.

Sahtekarlık bu noktadan sonra başlıyor. Bu onayı alan firmalar, ürüne ekstra endikasyonlar ekleyerek, ürünü tedavi edici özelliğe veya içeriğe sahipmiş gibi pazarlıyorlar. Kaynağı, üreticisi, içeriği, saklama koşulları gibi önemli bilgileri çoğunlukla içermeyen ve bu içerik yazıyorsa bile bunu onaylayıcı gerekli analiz ve tahlillerin Sağlık Bakanlığı tarafından yapılmadığı ve dolayısıyla Sağlık Bakanlığı onayı olmayan ürünler, üreticisinin vicdanına kalmış durumdadır. 

Yani bu "3 ayda 20 kilo verin!" ci markaların ürünleri, artık kilo problemini yani obeziteyi tedavi edici bir rol üstlendikleri için sağlık bakanlığı onayına ihtiyaç duymaktadırlar. Uyguladıkları pazarlama taktiğinde ve etiketlerinde eğer herhangi bir endikasyon bildirimi yoksa (yani tedavi edici nitelikte olduğunu vaad etmiyorsa" takviye gıda olarak tercih edilebilir.

Siz tüketicilere nacizane tavsiyem, öncelikle kilolarınızla veya cildinizle ilgili problemleriniz varsa ilk yapmanız gereken bir uzmana danışarak gerekli testleri yaptırıp vücudunuzun ihtiyaçları doğrultusunda ve doktor kontrolünde tedavi olmanızdır. Buna ek olarak takviye gıda kullanacaksanız, endikasyon bildirimi yapmayan ve aldatıcı davranmayan, üretici firması, kaynağı, içeriği belli olan markaları inceleyerek tercih edin. Tedavinizi destekleyici olduğunu iddia eden markaların Sağlık Bakanlığı onayı yoksa kesinlikle satın almayın.

Umarım sizler için bilgilendirici bir yazı olmuştur. Kullandığım görseller alıntıdır. Lütfen beni instagramda da takip edin. Kaynaklarımı ve instagram hesabımı aşağıya ekleyeceğim. Herkese keyifli ve sağlıklı günler!

Kaynaklar:

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/11/20151121-3.htm
http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2010/06/20100613-12.htm

Instagram

instagram.com/foodie.advices