Gıda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gıda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2018 Perşembe

Detox Yapıyoruz, Toksinlerden Arınıyoruz! Acaba Gerçekten İşe Yarıyor Mu?

Herkese yeniden merhaba!

Gıda gündemiyle ilgili araştırma yaparken EUFIC resmi sayfasında yayınlanmış çok güzel bir yazıya denk geldim. Son yılların favori uygulaması detoksla ilgili olarak pek çok uluslararası kaynak kullanarak harika bir bilgisel hazırlamışlar. Sizlerin de faydalanabilmesi için kısa bir versiyonunu türkçeye çevirip paylaşacağım. Keyifli okumalar!

detoks ile ilgili görsel sonucu


Detoks son yıllarda favori bir uygulama haline geldi. 

Kısaca; vücuttaki toksinleri atmaya yardımcı olan, kilo vermeyi sağlayan ve cildi daha parlak gösteren kısa süreli bir beslenme şekli ya da diyet olarak tanımlayabiliriz. Bu detokslar belli bir süre hiç yemek yememe, paketli gıda tüketimini durdurma, şekeri kesme ya da tek tip gıdayla beslenme gibi farklı kollara ayrılabiliyor. Bazı detokslarda temiz beslenme dediğimiz tarza uygun şekilde, sebze meyve ağırlıklı ve şeker, kafein gibi spesifik bazı ürünlerden uzak duracak şekilde ilerlerken; bazılarında toksin atmaya yardımcı olduğuna inanılan bazı gıdalar tüketilerek diyet uygulanır.

Peki detoksla ilgili gerçek nedir?

Toksinlerin vücuttan atılması görevini bağırsaklarımız ve karaciğerimiz üstlenir. Bu görevi; uyguladığınız herhangi bir diyetten bağımsız olarak yani aslında bir vücut fonksiyonu olarak gerçekleştirirler. Bir vücut fonksiyonunun %100 işlevsel şekilde işleyebilmesi de günlük olarak ihtiyaç duyduğunuz tüm besin değerlerine ulaştığınızda mümkündür. Bu açıdan incelendiğinde sebze ve meyve tüketimini baz alan diyetler elbette ki insan sağlığını destekler niteliktedir fakat tek tip sebzeye dayalı diyetler (örneğin kabak detoksu veya lahana detoksu) vücudumuzun ihtiyaç duyduğu tüm besin değerlerini sağlayamadığı için toksinlerin vücuttan istenildiği şekilde atılmasına yardımcı olmadığı gibi sağlığınızı da olumsuz etkileyebilir.

detoks ile ilgili görsel sonucu

Vücudumuzun şeker detoksuna ihtiyacı var mı?

En yaygın diyet uygulamalarından biri de şekerden uzak durmaya dayalı olanlardır. Özellikle medyada toksik, zehirli hatta bağımlılık yapan bir gıda olarak anıldığı için şekere karşı ciddi bir önyargı söz konusu diyebiliriz. Aslında şeker vücudunuzun izin verdiği oranda tükettiğinizde toksik bir etkiye sahip değildir. Fakat pek çok insan bu sınır konusunda bilinçsiz olduğu için genel olarak gereğinden fazla şeker tüketmektedir ve şekeri zararlı haline getiren de bu bilinçsiz tüketimdir. Bu tip bir bilinçsiz tüketim hem obeziteye sebep olabilir, hem de fiziksel pek çok hasara sebep olabilir (diş çürümesi gibi). Dolayısıyla aslında sıfır şeker detoksu yapmak yerine şeker tüketimini düzenlemek ve ve dikkatli tüketmek daha eğlenceli bir çözüm olabilir.
sugar detox ile ilgili görsel sonucu

Peki meyvelerdeki şeker de detoks programına dahil edilmeli midir?

Bildiğimiz üzere meyveler de kendi doğallığında şeker içermektedir. Meyve şekeri literatürde fruktoz olarak geçmektedir. Meyveler büyük oranda lif de içerdikleri ve lif içeriği doğal şekerin vücudumuzdaki sindirimine çok büyük katkı sağladığı için aslında meyve kendi içinde büyük bir dengeye sahiptir. Yani meyve tükettiğinizde vücudunuza doğal şeker almış oluyorsunuz fakat bunu sindirmeye yardımcı lifi de almış olduğunuz için diyetinizde olumsuzluk yaratmıyor. Tabi yine tüketim miktarının önemi burada çok yüksek. En sağlıklı gıda bile fazla tüketimle vücudunuz için toksik etki yaratabilir.

Şeker tüketiminde dikkat etmemiz gereken oran nedir?

Dünya Sağlık Örgütü bize bu konuda genel bir bilgi veriyor. Serbest şeker tüketimi için (burada hazır meyve sularının, gıdalara ve atıştırmalıklara eklenen şekerden bahsediyoruz) günlük aldığınız kolarinin %10'undan az olması tavsiye ediliyor. Genel itibariyle yetişkin birisi için 12 çay kaşığı (50 gram), 9-13 yaş grubundaki birisi için 10 çay kaşığı (45 gram), 4-8 yaş grubu için 8 çay kaşığı (40 gram) gibi düşünülebilir.

fruits ile ilgili görsel sonucu

Tüm bu bilgilerden vardığımız sonuç; toksinlerden arınma işini bağırsaklarınıza ve karaciğerinize bırakın!

Yazıda da belirttiğimiz gibi toksinleri vücuttan atmak için görevli iki organımız var. Tüm organlar gibi bağırsak ve karaciğerin de etkinliği sizin günlük tüketiminizi dengeli yapmanıza bağlıdır. Dengeli bir beslenme günlük ihtiyaç duyduğunuz besin değerlerini doğru bir şekilde alırsanız zaten bu organlar görevini yerine getirecek ve toksin maddeleri vücudunuzda barındırmayacaktır. Buna ek olarak kilo almak veya vücudunuza fazladan toksin madde yüklemek istemiyorsanız tüm gıdalar için fazla tüketimden kaçınmanız gerekiyor.

Dengeli beslenin, ihtiyaç duyduğunuz kadar beslenin ve gerisini organlarınıza bırakın!



Kaynak : https://www.eufic.org/en/healthy-living/article/detoxing-does-it-really-work

23 Temmuz 2017 Pazar

Günlük Süt Tüketimi ile İlgili

Herkese merhabalar!

Bugün kazanmamız gereken önemli bir alışkanlık olan süt tüketiminden bahsedeceğim.







Türk toplumu olan yerleşmiş çok yanlış bir algıya sahibiz. Sütün sadece çocuklar için bir gereksinim olduğunu düşünüp, belli bir yaştan sonra tüketmeyi ya azaltıyor ya da tamamen bırakıyoruz. Ülkemizde kişi başı süt tüketimi yıllık olarak ortalama 24 litre. Bu tüketimin 8 litresi paketli sütlerden oluşurken, geri kalanı açık satılan sütlerden oluşmakta. Mevsimsel olarak da bu oranın ciddi şekilde düşüşe uğradığı gözlemlenmiş. Örneğin yaz aylarında kış aylarına göre çok düşük seviyede süt tüketiyoruz. Peki süt gerçekten sadece çocuklar için mi bir ihtiyaç yoksa her yaşa hitap eden bir gıda mı?












Yukarıda görselde pek çok farklı gıdadan elde edebileceğiniz kalsiyum miktarları tablo olarak verilmiş. Bu tabloya bakarak şöyle bir yorum yapmak mümkün;

Bir bardak süt günlük ortalama kalsiyum ihtiyacımızın yarısını karşılıyor. Bildiğimiz üzere kalsiyum sadece çocuk gelişimi için değil, yetişkinler için de çok önemli bir mineraldir. Kemik sağlığı ve diş sağlığı için çok önemlidir. Özellikle yaşlılığa bağlı kemik erimesi gibi durumlarla karşılaşmamak için vücudumuzun yeteri kadar kalsiyum aldığına emin olmalıyız.

Buna ek olarak süt çok önemli bir protein kaynağıdır. Bir bardak süt, günlük ortalama ihtiyaç duyduğumuz proteinin %30una yakınını karşılamaktadır. Bu oran çocuklar için %35leri bulmaktadır. Ek olarak,  Magnezyumun %18’ini, Fosforun %55’ini, Çinkonun %12’sini, İyotun %30’unu, A vitaminin %9’unu, B1 vitaminin %11’ini, B2 vitaminin %44’ünü, B6 vitaminin %13’ünü, B12 vitaminin %98’ini, Folatın %12’sini, Niasinin %16’sını karşılar.

Tüm bu vitamin ve mineraller vücudumuz için gerçekten çok kıymetlidir. Bu kuvvetli içeriğinden dolayı sütün birkaç temel faydasından bahsetmek gerekirse;

-kemik sağlığını destekler
-kan basıncını dengeler
-kas gelişimini destekler
-kolesterolü dengeler
-hücre ve doku oluşumunda rol alır
-tırnak ve saç oluşumunda rol alır.



 

Gördüğümüz üzere süt sadece çocuklar için değil; her yaşta insan için bir gerekliliktir. Et ve Süt Kurumu'na göre;

Günde bir bardak süt tüketmek yeterli ve dengeli beslenme için yeterli değildir. Yeterli ve dengeli bir beslenme için günde en az;

  • Bebekler 750 g,
  • Çocuklar 300-350 g,
  • Gençler 350 g,
  • Yetişkinler-yaşlılar 250-400 g,
  • Hamile-emzikli kadınlar 500 g
    içme sütü tüketilmelidir. 


Bir gıda mühendisi adayı olarak tavsiyem, süt tüketiminizde paketli hazır sütleri tercih edin. Günlük süt de tüketseniz, UHT yani uzun ömürlü süt de tüketseniz, bunlar sağlığınız için yukarıdaki tüm gereklilikleri barındıran en sağlıklı sütlerdir. Hijyenik ortamlarda üretilip, defalarca analiz edilirler. Dışarıdan açık şekilde aldığınız sütler ise denetimsizdir. Bazen sadece evde kendi imkanlarınızla kaynatmanız yeterli olmayabilir ve çeşitli hastalıklara sebep olabilir. Bu yüzden her zaman paketli halde satılan sütleri tercih etmenizi tavsiye ederim.

Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur. Herkese iyi günler dilerim!


Instagram Adresim


KAYNAKLAR

http://www.esk.gov.tr
https://www.sutdunyasi.com/





28 Nisan 2017 Cuma

Evde Yapılan Domates Konservesi Tehlikeli Midir?

Herkese merhaba!

Bugün sizlere geçtiğimiz günlerde gündeme gelmiş ve çok büyük soru işaretlerini beraberinde getirmiş bir konudan gıda mühendisi perspektifiyle bahsedeceğim.

Mersin'de geçtiğimiz günlerde evde yapılmış konserve domatesler aynı aileye mensup ve bu domatesleri tüketmiş 4 kişinin ölümüyle sonuçlanmış üzücü bir olay meydana geldi. Bu durum herkesin kafasında böyle bir tehlikenin varlığıyla ilgili büyük soru işaretleri oluşturdu.



Türkiye'de özellikle ev hanımları yazın hem daha uygun fiyata hem taze şekilde satın alabildikleri domatesleri, kışın değerlendirmek amacıyla kaynatarak konserveliyorlar. Yıllardır tercih edilen bu yöntem sayesinde kışın da taze domates lezzetinde ürün tüketebiliyorlar. Cep dostu da bir yöntem olması sebebiyle çok tercih edilen konserveleme işlemiyle ilgili duyulan bu üzücü haber, insanlara bir kaç şeyi sorgulatmalıdır.

Birincisi gıda mühendisi olarak bizlerin gıda güvenliğindeki etkisinin ne kadar yüksek olduğu ve önyargıyla değil güvenle yaklaşılması gereken ve sağlığımızı direkt etkileyen bir meslek grubu olduğu gerçeğidir.

İkincisi doğru olduğuna inandığımız ev koşullarında yapılan her üretimde gıdadan kaynaklı zehirlenmelerin ölümle sonuçlanabilecek kadar büyük sorunlar oluşturabileceği gerçeğidir.

Öncelikle domates konservesiyle ilgili olarak sağlığımızı bu denli tehdit edebilecek unsurun ne olduğu konusuna bir göz atalım. Bildiğimiz üzere bu konserveleme işlemi çiğ sebzeye uygulanmaz. Öncelikle konservelenmek istenen sebze bir süre kaynatılır ve sonrasında sıcak şekilde konserveleme işlemi yapılır. Kaynatma işlemi gıdanın güvenliği açısından son derece önemli bir husustur. Bazı hastalık yapabilen mikroorganizmalar yüksek sıcaklığın etkisiyle yok edilebilir. Konserve gıdalar için yani oksijenin varlığının kısıtlı olduğu ortamlarda en önemli zararlı bakterilerden bir tanesi Clostridium Botulinum adı verilen bir bakteridir. Bu bakteri oksijen varlığının az olmasından etkilenmez yani oksijen olmayan ortamlarda da gelişim gösterebilen bir bakteri çeşididir. Bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için kaynatma işlemi büyük önem taşır. Yapılan araştırmalar 119-121 derecelik sıcaklıklara belli bir süre tabi tutulan gıdada Clostridium Botulinum sayısının insan sağlığını tehdit etmeyecek derecede düşürüldüğünü ortaya koymuştur. Gıda fabrikalarında bu sıcaklıklara ulaşmak son derece kolaydır. Üstelik bu işlemi görmüş gıdaya son olarak mikrobiyolojik analizler yapılarak bakteri sayısı da gözlemlenebilir. Yani marketten satın alacağınız konserve gıdada son kullanma tarihi öncesinde böyle bir risk yer almaz. Ancak ev ortamında bu sıcaklıklara ulaşmak son derece zor olduğu gibi, ürün uzun süre kaynatılmazsa bakteriler yaşamaya devam edebilir. Bu da sağlığınızı tehdit edecek önemli bir problem yaratır.



Bu noktada dikkat edilmesi gereken şey, ev ortamında hazırlayacağınız konserveler için uzun süre yüksek ateşte kaynatmak ve ürünü hazırladıktan sonra buzdolabı koşullarında muhafaza etmektir. Öncesinde sterilizasyon amacıyla konservelerinizi de kapaklarıyla birlikte kaynatmanızı tavsiye ederim. Yine de ham maddenin yani domatesin tazeliği ve mikroorganizma içeriği de son derece önem arz eder.

Nacizane tavsiyem, bir gıda mühendisi olarak bu tip ürünlerde sağlığınız açısından hazır konserveleri tercih etmenizdir. En azından son kullanma tarihine kadar o ürünün güvenli olduğuna emin olursunuz. Market koşullarında, depolama esnasında ürün hava almış ve mikrobiyal gelişim gözlemlenmiş olsa dahi bunu çok basit bir yöntemle farkedebilirsiniz. Marketlerden satın alacağınız konservelerin kapakları konservenin içindeki vakumdan dolayı dümdüz durmaktadır. Eğer ki o kapakta şişme gözlemlerseniz ürün hava almış demektir ve son kullanma tarihinden önce bozulacağının işaretidir. Aynı gözlemleri evde hazırladığınız konserveler için de yapabilirsiniz.

Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur. Herkese iyi günler dilerim!

28 Aralık 2016 Çarşamba

Condensed (Yoğunlaştırılmış) Ürün Nedir, Türkiye'deki ve Dünya'daki Yaygın Örnekleri Nelerdir?

Herkese merhaba!

Bugün sizlere Condensed olarak bilinen Türkçe'de yoğunlaştırılmış gibi bir anlamı olan bir ürün tipinden ve bunun hem ülkemizdeki hem diğer ülkelerdeki yaygın örneklerinden bahsedeceğim.

Öncelikle condensed ürünün ne olduğundan bahsetmek istiyorum. Türkçe karşılığından da anlaşılabileceği üzere, ürünü yoğunlaştırmaya yönelik bir uygulamadır. Bu uygulamayla ürünün sahip olduğu suyun bir kısmı buharlaştırılıp ürün daha yoğun hale getirilir. Son ürün yine de sıvı ve akışkandır fakat koyu bir kıvama sahiptir.

Bu yöntemin pek çok avantajı vardır. Bunlardan bazıları;

-Ürünün raf ömrünü uzatır.

-Ürün çeşitliliği sağlar.

-Bazı çeşitlerinde içeriği belli oranlarda değiştirildiği için sindirimi daha kolay olabilir.

-Daha az yer kaplar, taşıma kolaylığı sağlar.

-Farklı yemek tariflerinde kullanılabilir.

-İstediğiniz kadar su ekleyerek, arzu ettiğiniz yoğunluğa ulaşmasını sağlayabilirsiniz.

Bu ve bunun gibi pek çok farklı avantajı olan bir ürün çeşididir. Peki bu ürünlerin örnekleri nelerdir?

Öncelikle Türkiye'deki örneklerinden bahsetmek istiyorum. Çok yaygın olmasa da özellikle büyük marketlerin raflarında yoğunlaştırılmış tavuk veya et suyunu küçük küp paketlerde yada konserve kutularda görebilirsiniz. Bu ürün, tavuk ve et bulyon dediğimiz sıkıştırılmış toz ürüne nazaran daha yoğun bir aromaya sahiptir. Çorba, pilav, yemek gibi farklı tariflerde değerlendirilebilir.


Peki yurtdışında denk gelebileceğimiz yaygın ürünler nelerdir?

En  yaygın ürün Condensed Milk, yani yoğunlaştırılmış süttür. Bu ürünün şekersiz ve tatlandırılmış şeklinde iki örneği vardır. Şeker eklenmiş olan ürün, ortamdaki mikrobiyal gelişimi durdurduğu için, ekstra ısıl işleme ihtiyaç duymadan uzun bir raf ömrüne sahip olur.Fakat şeker ilavesi yapılmamış olan ürün, sterilize edilmeli ve Türkiye'de de şuan tükettiğimiz sütlerin tabi tutulduğu UHT yöntemiyle üretilmesi lazımdır. Bu ürün Türkiye'de merakla beklenen bir ürün olup, yakın zamanda bazı büyük marketler bunun örneklerini yurtdışından ihraç etmektedir. Yine de yurtdışındaki kadar yaygınlaşmasının zaman alacağı bir gerçek. Bu ürün de yine aynı şekilde, özellikle tatlı yapımında sıklıkla tercih edilen bir ürün.



Bir diğer ürün ise çorba veya sos olarak da kullanılabilen ve yurtdışında "Soup" olarak geçen yoğunlaştırılmış türdür. Bunun özellikle domateslisi ve tavuklusu çok yaygındır ve dediğim gibi hem herhangi bir ekleme yapılmadan sos olarak, hem de sulandırılıp çorba olarak tüketilebilir. Aslında bu ürünün bir örneği sayılabilecek bir ürün yabancı bir marka aracılığıyla satışa çıktı. Domateslisi, mantarlısı gibi çeşitleri mevcut ve bunları artık sık sık marketlerde görebilirsiniz.


Beni en çok şaşırtan ürünlerden biri de Condensed Chicken Cream yani yoğunlaştırılmış tavuk kreması idi. Bu da az önce bahsettiğim ürün gamına dahil olup, bizim de toz halde satın aldığımız kremalı tavuk çorbasının yoğunlaştırılmış halidir. Aynı şekilde tavuk pilav veya noodle da bulmak mümkün. Bu ürünün dahil olduğu tarifleri görünce bir an önce Türkiye'de de raflarda görmek istiyorum :)




Beni çok heyecanlandıran bir ürün türü olduğu için özellikle yoğunlaştırılmış süt ürününü raflarda görmeyi çok isterim. Bugünlük anlatacaklarım bu kadardı. Başka merak ettiğiniz ürün çeşitleri varsa yorum bırakabilirsiniz. Beni instagram'da da takip etmeyin unutmayın. Herkese iyi günler dilerim!

Instagram

https://www.instagram.com/foodie.advices/

13 Aralık 2016 Salı

Son Kullanma Tarihi ile Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi Nedir?

Herkese merhaba! Uzun bir aradan sonra blogumda tekrar yazmaya başladım. Bundan sonra yine elimden geldiğince yazılarımı düzenli olarak paylaşacağım.

Bugün anlatacağım konu sürekli karıştırılan ve özellikle markette çalıştığım dönemlerde insanlardan sıkça aldığım bir soruyla ilgiliydi.

Günümüzde bilinçli her tüketici satın alacağı ürünün ambalajındaki bilgileri detaylıca inceliyor. Bu incelemede en dikkat ettiğimiz konulardan biri de son kullanma tarihi "SKT" ibaresidir. Bu ifadeden faydalanarak ürünü ne kadar süre daha evde saklayabileceğimizi hesaplayabiliyoruz. Fakat son yıllarda bu ifadenin yanı sıra bazı ürünlerde Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi diye bir ifade görmeye başladık. Haliyle bu ifade değişikliği kafa karışıklığına sebep oldu. Peki bu iki ifade aynı anlama mı geliyorlar ve her üründe bu ifadelere rastlamak mümkün mü?

Aslında bu iki ifadenin de bizi götürdüğü nokta hemen hemen aynı olsa da anlam olarak birbirlerinden farklılar. Son Kullanma Tarihi olarak geçen ifade, mikrobiyolojik olarak bozulmaya uğrayabilecek gıda maddelerine yazılır ve verilen o tarihten itibaren ürünün tüketilmesi insan sağlığı açısından tehlikelidir. Yani ürün o tarihten itibaren vücudunuzun tolere edemeyeceği kadar bozulmuş veya bozulmaya başlamış olacaktır, bu sebeple sağlığınız için SKT'si gelmiş ürünü tüketmemeniz gerekmektedir. Özellikle süt, yoğurt, et ve et ürünleri, meyve suyu, reçel, konserve gıdalar gibi ürünlerde SKT ibaresi vardır ve bu ibare çok önemlidir.



Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi ise, mikrobiyolojik olarak bozulmamış, fakat duyusal özelliklerini kaybetmiş olabilecek ürünler için kullanılır. Yani Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi geldiğinde o ürün bozulmamıştır fakat tadı, lezzeti, görüntüsü eskisi kadar kaliteli olmayabilir. Bahsi geçen ürün eğer uygun koşullarda muhafaza edilmişse, gıdanın kendine has özelliklerini korur. Bu tarih dolduğunda mikrobiyolojik anlamda sağlığınızı etkileyen bir durum söz konusu olmaz fakat gıda karakteristik özelliklerini kaybetmiş veya kaybediyor olabilir.

Özellikle, bakliyat grubunda normal saklama koşullarında 1-2 yıl gibi bir depolama ömrü olduğu için bunun yerine tavsiye edilen tüketim tarihi verilmesi daha mantıklı hale gelmiştir.



Aynı ürün üzerinde hem SKT hem TETT bulunmaz. Bunlardan sadece biri tercih edilir. İlgili Türk Gıda Kodeksi Tebliği de bunu yönetmelikle sınırlandırmıştır.

Tüm bu bilgilerden çıkarabilecek kısa ve net sonuç ise şudur;

Bir ürünün SKT'si geçtiyse o ürün kesinlikle tüketilmemelidir. Sağlığınıza zararlı olabilir. Hem kalite özelliklerini kaybetmiş hem de mikrobiyolojik açıdan kontamine olmaya yani bozulmaya başlamıştır. 

Bir ürünün TETT'si geçtiyse o ürün kendine has karakteristik özelliklerini kaybetmiş olabilir fakat bunlar sağlığınızı olumsuz etkileyecek problemler değildir.

Son olarak bu konuyla ilgili yine sıklıkla duyduğum bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Bazı insanlar SKT'si geçtikten 1 hafta sonra ürünü tükettiklerini söyleyerek bu tarihi önemsizmiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Öncelikle hiçbir ürüne o ürünün insanı öldürebilecek noktaya getirecek tarihe SKT verilmiyor. Belirlenen SKT ortalama bir insan için kaldırabileceği maksimum kontaminasyon seviyesinden bir miktar daha az süreyi kapsar ki kişi yanlışlıkla SKT 'si geçmiş ürün tüketirse sağlığına ciddi şekilde zarar gelmemesi için. Fakat buna güvenerek SKT'si geçmiş ürünleri göz göre göre tercih etmeyin çünkü bu değerler üzerinde yüzlerce deney yapılarak belirlenmiş ve ortalama bir insanın sağlığı göz önüne alınmıştır. Eğer bünyeniz zayıfsa, SKT'si 1 gün geçmiş ürün bile sizi zehirleyebilir yada sağlığınızı bozabilir. İnanın bu tarihler boşu boşuna oralara yazılmıyor. Sağlığınızı düşünüyorsanız bu ibareleri dikkate alın.

Kaynak olarak Türk Gıda Kodeksi Etiket Tebliğini kullandım. Umarım keyifle okuduğunuz bir yazı olmuştur. Lütfen beni INSTAGRAM adresimden de takip edin. Merak ettiğiniz konular varsa sorularınızı sorabilirsiniz. Herkese iyi günler!

KAYNAK

TÜRK GIDA KODEKSİ ETİKETLEME YÖNETMELİĞİ, http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111229M3-7.htm

INSTAGRAM

https://www.instagram.com/foodie.advices/

10 Ekim 2016 Pazartesi

Türk Gıda Kodeksi Tebliğ'leri Hakkında

Herkese merhaba! Bu yazımı bilinçli tüketicilerin yediklerine içtiklerine dikkat etmek için yaptıkları araştırmalarla ilgili kullanabilecekleri en temel kaynaktan bahsetmek için hazırladım. Diğer yazılarımdan daha kısa bir yazı olup, sizlere yol gösterici olması açısından yazdım, umarım beğenip faydalanabileceğiniz bir yazı olur.

Gün geçtikçe gelişen teknoloji sayesinde gıda teknolojileri de ciddi şekilde ilerlemiş durumda. Bu durumda her geçen gün raflarda yeni bir ürün görmek mümkün. Bilinçli tüketiciler olarak gıda teknolojisini de takip etmek istiyor, yediğimiz içtiğimiz ürünler hangi koşullarda üretiliyor, içine ne konuyor, ne kadar süre nerde saklanmalı, ambalaj materyali nedir gibi soruları merak ediyor ve cevaplarını bilmek istiyoruz. Biz mühendis adaylarının bile bir ürünün içindekiler kısmına bakarken kendini yabancı hissettiği bazı maddeler olabiliyor. Yada bazen tanıdığımız bir madde de olsa niçin o gıdada kullanıldığını veya kullanılmasında bir sakınca olup olmadığını bilmiyor olabiliriz.

Bu gibi durumlarda her zaman en güvenilir kaynak Türk Gıda Kodeksi'nin ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık bakanlığının yayınladığı gerekli tebliğlerdir. Bu tebliğler A'dan Z'ye gıdayla ilgili her konu hakkında gerekli sınırları çizen bilgilendirmeler niteliğindedir. Öyle ki "Etiket Tebliği" adı verilen tebliğ sayesinde bir gıda maddesinin ambalajındaki marka ambleji, üretici firma, içindekiler kısmı, son kullanma tarihi gibi bilgilendirmelerin yerleri bile belirlenmiştir.



Bir önceki yazımda da bahsetmiş olduğum gibi diyelim ki tüketeceğiniz gıdanın içindekiler kısmında değişik bir katkı maddesi gördünüz ve anlamını bilmiyorsunuz. Bu durumda hemen Katkı Maddeleri Tebliği diye aratarak internetten kolayca erişim sağlayabilirsiniz.

Yada başka bir örnek vermek gerekirse tüketeceğiniz gıdanın besin değerleri tablosundaki değerleri kıyaslamak ve doğru değerleri öğrenmek yada hangi proseslere tabi tutulmasının zorunlu olduğunu öğrenmek isterseniz onu da bu tebliğlerde bulmak mümkün. Mesela salçada likopen değerinin maksimum kaç olması gerektiğini öğrenmeniz gerekirse "Salça Tebliği"ni aratıp bu değerlere ulaşmanız mümkün.



Bir gıda ham maddesinin kalitesini belirleyen dış görünüş özellikleriyle ilgili fikir sahibi olmak isterseniz de tebliğlerden yararlanabilirsiniz. Örneğin "Muz Tebliği"nde muzun çeşitleri ve dış görünüşleri hakkında gerekli bilgiler verilmiştir.

Örnekler bu şekilde çoğaltılabilir. İleride iş hayatına atılacak olan gıda mühendisleri adaylarının en temel kılavuzlarından biridir tebliğler. Aynı şekilde bilinçli tüketicilerin de faydalanabileceği, benim de yazılarımda sıklıkla başvurduğum bir kaynak olduğu için böyle bir bilgilendirme yazısı yazmak istedim.

Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur. Beni instagramda takip etmeyi unutmayın. Herkese iyi günler!

Instagram

http://instagram.com/foodie.advices

Koruyucu Katkı Maddeleri Zararlı Mıdır?

Herkese merhaba! Bugün sizlere özellikle hazır gıdalarda sıklıkla rastladığımız bir ekstra madde olan koruyucu katkı maddelerinin ne olduklarından ve insan sağlığına etkilerinden bahsedeceğim, umarım keyifle okuyacağınız bilgilendirici bir yazı olur!

Son yıllarda özellikle hazır çorba gibi hızlı bir şekilde tüketebileceğiniz hazır gıdalarda "Koruyucu Katkı Maddesi İçermez." ibaresi dikkatinizi çekmiş olabilir. Böyle bir ibareyi görene kadar pek çoğunuz koruyucu katkı maddesinin ne olduğunu belki de daha önce hiç duymamış olabilirsiniz. Fakat böyle bir maddenin gıdada kullanılmadığına dair özel bir ibare bulunması, aklımıza koruyucu katkı maddelerinin sağlığa zararlı olabileceği gerçeğini getiriyor. Öncelikle bu maddelerle ilgili genel bir tanım yapmak istiyorum.


Koruyucu katkı maddesi dediğimiz şey gıdanın kalitesinde bir kayba sebep olmadan raf ömrünü uzatmamızı sağlayan ekstra kullandığımız maddelerdir. Bunlar bitkisel kaynaklı veya hayvansal kaynaklı olabilir. Her zaman adıyla değil çoğunlukla E kodlarıyla literatürde geçerler ve bir hazır gıdanın içindekiler kısmında bu kodlar aracılığıyla koruyucu katkı maddelerini ayırt edebiliriz.

Hayvansal kaynaklı olanların büyük bir çoğunluğu domuzdan elde edildiği için müslümanlar açısından tüketilmeye uygun değildir. Bu sebepten özellikle müslümanların azınlıkta olduğu bir ülkede bir üründe "halal" ibaresi varsa bunun domuz kaynaklı bir koruyucu katkı maddesi içermediğini anlayabilirsiniz.


E200den E290lara kadar pek çok farklı koruyucu katkı maddesi olmakla beraber bunların hepsinin insan sağlığına zararlı olduklarını söyleyemeyiz. Zararlı olduğu halde özellikle Türkiye'de kullanılan birkaç tanesinden bahsedeceğim fakat öncelikle bir noktayı aydınlatmak istiyorum. Bu konuya ayrıca ilerleyen yazılarımdan birinde de değinmeyi planlıyorum.

Herhangi bir katkı maddesini hiçbir firma kafasına estiği gibi kullanamaz. Özellikle Migros, Carrefour gibi büyük ve gıda mühendisleri tarafından denetlenen marketlerde alışveriş yapıyor veya tanınmış markaların ürünlerini tüketiyorsanız bu konuda ekstra rahat olabilirsiniz çünkü her bir maddenin kullanımını Türk Gıda Kodeksi ve ilgili bakanlık, tebliğlerle sınırlandırmıştır. Gıdayla ilgili her alanda olduğu gibi katkı maddeleri konusunda da firmalar ilgili tebliğe uymalı, kullandıkları maddeler varsa da maddelerin miktarı belirli sınırlar içinde olmalı ve ürünün ambalajında belirtilmelidir. İlgili tebliği aşağıya bırakacağım. Bu tebliğde hangi katkı maddeleri kullanılabilir, hangileri kullanılamaz, kullanılabilecek olanların miktarları gibi tüm ilgili konularla ilgili yeterli ve detaylı yönetmelik mevcut. Arzu ederseniz ekleyeceğim linkten ulaşababilirsiniz. Gelelim özellikle bilmemiz ve dikkat etmemiz gerekenlere...

E310 Propyl Gallate yağların yapısının bozulmasını engellemek amacıyla kullanılan bir koruyucu maddedir. Hem katı hem sıvı yağlarda bulunup yağlı pek çok üründe de olabilir. Hazır patates, hazır et ve tavuk ürünleri, hazır salata sosları gibi gıdalarda rastlanabilir. Yapılan bazı araştırmalar bu maddenin kansere, mide hastalıklarına, bağırsak rahatsızlıklarına sebep olabileceğini göstermiştir. Bu konuyla ilgili araştırma kaynağım yabancı bir kaynak olup onu da aşağıya ekleyeceğim.


E250 Sodyum Nitrite nitrit tuzu olarak bilinen ve hemen hemen tüm işlenmiş et ürünlerinde bulunan bir çeşit koruyucudur. Bu noktada daha çok fikir sahibi olabilmeniz için daha önceden yazmış olduğum Fermente ile Isıl İşlem Görmüş Sucuk Arasındaki Farklar araştırma yazıma bir göz atabilirsiniz. Kısaca özetlemek gerekirse bu koruyucu katkı maddesi pek çok ülkede yasaklanmış olup kanserojen etkileri olduğu bilinen, etteki veya et ürünlerindeki kırmızı rengi korumaya yardımcı bir katkı maddesidir. Günümüzde insanlar daha bilinçli şekilde tüketmeye başladığı için bazı markalar "E250 kullanılmamıştır" ibaresini özellikle ekliyor fakat ülkemizde kullanımında herhangi bir yasaklama henüz yok.



E220 sülfür dioksit ciddi bağırsak problemlerine sebebiyet verebilen bir katkı maddesidir. Kurutulmuş meyvelerde veya şarapta mikropları önlemeye yardımcı olarak yani mikrobiyal gelişimi yavaşlatan bir ürün olarak kullanılır ve kömür katranından elde edilir. Bağırsak sorunlarının yanısıra böbreğe de ağır gelmekte ve problemlere yol açabilmektedir.




E201, 202, 203, 234, 242, 260, 262, 263 ve 297 dışındaki koruyucu tüm katkı maddelerine karşı mesafeli olmanızda fayda var. Bunların kullanımında herhangi bir sıkıntı olmamakla beraber insan sağlığına ciddi bir zararları olduğuna dair yürütülmüş ve sonuca ulaşmış bir araştırmaya da denk gelmedim.

Benim kişisel tavsiyem, tükettiğiniz hazır gıdalardaki içindekiler kısmını kontrol etmeniz ve tanımadığınız E kodlu bir madde gördüğünüzde bununla ilgili ufak bir araştırma yapmanız. Mümkün olduğunca yabancı kaynaklara bakabilirseniz yada kıyıda köşede kalmış siteler yerine daha güvenilir makaleler paylaşan siteleri tercih ederseniz doğru bilgiye ulaşma şansınız artar. Her halükarda az önce de belirttiğim gibi katkı maddelerinin kullanımı halihazırda sınırlandırıldığı için içiniz rahat olsun.

Umarım sizler için faydalı ve bilgilendirici bir yazı olmuştur. Kullandığım kaynakları aşağıya ekliyorum. Beni instagramda da takip etmeyi unutmayın. Herkese iyi günler!

Kaynaklar

https://www.efsa.europa.eu/en/efsajournal/pub/3642
http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/06/20130630-4.htm

Instagram

http://instagram.com/foodie.advices

18 Ağustos 2016 Perşembe

Sağlık Bakanlığı Ve Tarım Bakanlığı Onayları Farkları

Herkese merhaba! Birkaç günlük aradan sonra yazı maratonuma devam ediyorum. Bugün sizlere kendi çevremden de deneyimlediğim için özellikle merak edip araştırdığım bir konu hakkında bilgi vereceğim.

Bildiğiniz üzere artık özellikle yerel kanallar ve sosyal medya üzerinden takviye edici gıdaların pazarlanması oldukça yaygınlaştı. Ünlülerin reklamlarında oynadığı, kendi sosyal medya hesaplarında reklamlarını yaptığı çokça ürün var. Üstelik bu ürünlerin yelpazesi de oldukça geniş. Zayıflama çaylarından haplarına, spor yapan kişilere takviye gıdalardan kozmetik ürünlere pek çok ürün satışı yapılıyor.

Bu ürünlerin pek çoğu süpermarketlerde veya kozmetik marketlerde rastlayabileceğiniz ürünler değil, çoğunlukla üyelik alarak hem kendinizin satın alabileceği hem de çevrenizdekilere satarak belli bir kar sağlayabileceğiniz bir sistemle yürütülüyor. Bunun dışında tabiki isim alarak markalaşmış olanları da var.


İsim isim bahsetme gereği duymuyorum zira her geçen gün bu ürünlere bir yenisi ekleniyor ve siz de her internete girdiğinizde muhakkak bir tanesi gözünüze çarpıyordur.

Özellikle kilo vermek isteyen insanları öncesi-sonrası fotoğrafları hazırlayarak etkileyebiliyorlar. Yada "3 ayda 20 kilo verin!" gibi sloganlar, kolay yoldan ve kısa sürede kilo vermek isteyen kişiler için mucizevi nitelikte olabiliyor.








3 ayda sadece hap kullanarak veya çay içerek 20 kilo vermenin ne kadar mantık dışı olduğunu bir kenara bırakırsak sağlıksız bir yöntem olduğu da aşikardır. 

Her halukarda bu markaların en önemli kozları "Bakanlık Onaylı" diye reklam yapıyor olmalarıdır.

Peki bir gıda maddesini tüketirken dikkat etmemiz gereken hangi bakanlığın onayıdır?

Şimdi burada önemli bir bilgi vereceğim. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nca hazırlanan 5996 sayı ve 11.06.2010 tarihli ‘Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu” kapsamında Takviye Edici Gıdalar, normal beslenmeyi takviye etmek amacıyla, vitamin, mineral, protein, karbonhidrat, lif, yağ asidi, amino asit gibi besin öğelerinin veya bunların dışında besleyici veya fizyolojik etkileri bulunan bitki, bitkisel ve hayvansal kaynaklı maddeler, biyoaktif maddeler ve benzeri maddelerin konsantre ve ekstraktlarının tek başına veya karışımlarının, kapsül, tablet, pastil, tek kullanımlık toz paket, sıvı ampul, damlalıklı şişe ve diğer benzeri sıvı ve toz formlarda hazırlanarak günlük alım dozu belirlenmiş ürünler olarak tanımlanmıştır. 

Yani burada demek istenen şey, sporculara takviye gıda, kilo vermeye yardımcı gıda adı altında "TARIM BAKANLIĞINDAN" standartlara uygundur belgesini alıyorlar.

Sahtekarlık bu noktadan sonra başlıyor. Bu onayı alan firmalar, ürüne ekstra endikasyonlar ekleyerek, ürünü tedavi edici özelliğe veya içeriğe sahipmiş gibi pazarlıyorlar. Kaynağı, üreticisi, içeriği, saklama koşulları gibi önemli bilgileri çoğunlukla içermeyen ve bu içerik yazıyorsa bile bunu onaylayıcı gerekli analiz ve tahlillerin Sağlık Bakanlığı tarafından yapılmadığı ve dolayısıyla Sağlık Bakanlığı onayı olmayan ürünler, üreticisinin vicdanına kalmış durumdadır. 

Yani bu "3 ayda 20 kilo verin!" ci markaların ürünleri, artık kilo problemini yani obeziteyi tedavi edici bir rol üstlendikleri için sağlık bakanlığı onayına ihtiyaç duymaktadırlar. Uyguladıkları pazarlama taktiğinde ve etiketlerinde eğer herhangi bir endikasyon bildirimi yoksa (yani tedavi edici nitelikte olduğunu vaad etmiyorsa" takviye gıda olarak tercih edilebilir.

Siz tüketicilere nacizane tavsiyem, öncelikle kilolarınızla veya cildinizle ilgili problemleriniz varsa ilk yapmanız gereken bir uzmana danışarak gerekli testleri yaptırıp vücudunuzun ihtiyaçları doğrultusunda ve doktor kontrolünde tedavi olmanızdır. Buna ek olarak takviye gıda kullanacaksanız, endikasyon bildirimi yapmayan ve aldatıcı davranmayan, üretici firması, kaynağı, içeriği belli olan markaları inceleyerek tercih edin. Tedavinizi destekleyici olduğunu iddia eden markaların Sağlık Bakanlığı onayı yoksa kesinlikle satın almayın.

Umarım sizler için bilgilendirici bir yazı olmuştur. Kullandığım görseller alıntıdır. Lütfen beni instagramda da takip edin. Kaynaklarımı ve instagram hesabımı aşağıya ekleyeceğim. Herkese keyifli ve sağlıklı günler!

Kaynaklar:

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/11/20151121-3.htm
http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2010/06/20100613-12.htm

Instagram

instagram.com/foodie.advices