zararları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zararları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2018 Perşembe

Detox Yapıyoruz, Toksinlerden Arınıyoruz! Acaba Gerçekten İşe Yarıyor Mu?

Herkese yeniden merhaba!

Gıda gündemiyle ilgili araştırma yaparken EUFIC resmi sayfasında yayınlanmış çok güzel bir yazıya denk geldim. Son yılların favori uygulaması detoksla ilgili olarak pek çok uluslararası kaynak kullanarak harika bir bilgisel hazırlamışlar. Sizlerin de faydalanabilmesi için kısa bir versiyonunu türkçeye çevirip paylaşacağım. Keyifli okumalar!

detoks ile ilgili görsel sonucu


Detoks son yıllarda favori bir uygulama haline geldi. 

Kısaca; vücuttaki toksinleri atmaya yardımcı olan, kilo vermeyi sağlayan ve cildi daha parlak gösteren kısa süreli bir beslenme şekli ya da diyet olarak tanımlayabiliriz. Bu detokslar belli bir süre hiç yemek yememe, paketli gıda tüketimini durdurma, şekeri kesme ya da tek tip gıdayla beslenme gibi farklı kollara ayrılabiliyor. Bazı detokslarda temiz beslenme dediğimiz tarza uygun şekilde, sebze meyve ağırlıklı ve şeker, kafein gibi spesifik bazı ürünlerden uzak duracak şekilde ilerlerken; bazılarında toksin atmaya yardımcı olduğuna inanılan bazı gıdalar tüketilerek diyet uygulanır.

Peki detoksla ilgili gerçek nedir?

Toksinlerin vücuttan atılması görevini bağırsaklarımız ve karaciğerimiz üstlenir. Bu görevi; uyguladığınız herhangi bir diyetten bağımsız olarak yani aslında bir vücut fonksiyonu olarak gerçekleştirirler. Bir vücut fonksiyonunun %100 işlevsel şekilde işleyebilmesi de günlük olarak ihtiyaç duyduğunuz tüm besin değerlerine ulaştığınızda mümkündür. Bu açıdan incelendiğinde sebze ve meyve tüketimini baz alan diyetler elbette ki insan sağlığını destekler niteliktedir fakat tek tip sebzeye dayalı diyetler (örneğin kabak detoksu veya lahana detoksu) vücudumuzun ihtiyaç duyduğu tüm besin değerlerini sağlayamadığı için toksinlerin vücuttan istenildiği şekilde atılmasına yardımcı olmadığı gibi sağlığınızı da olumsuz etkileyebilir.

detoks ile ilgili görsel sonucu

Vücudumuzun şeker detoksuna ihtiyacı var mı?

En yaygın diyet uygulamalarından biri de şekerden uzak durmaya dayalı olanlardır. Özellikle medyada toksik, zehirli hatta bağımlılık yapan bir gıda olarak anıldığı için şekere karşı ciddi bir önyargı söz konusu diyebiliriz. Aslında şeker vücudunuzun izin verdiği oranda tükettiğinizde toksik bir etkiye sahip değildir. Fakat pek çok insan bu sınır konusunda bilinçsiz olduğu için genel olarak gereğinden fazla şeker tüketmektedir ve şekeri zararlı haline getiren de bu bilinçsiz tüketimdir. Bu tip bir bilinçsiz tüketim hem obeziteye sebep olabilir, hem de fiziksel pek çok hasara sebep olabilir (diş çürümesi gibi). Dolayısıyla aslında sıfır şeker detoksu yapmak yerine şeker tüketimini düzenlemek ve ve dikkatli tüketmek daha eğlenceli bir çözüm olabilir.
sugar detox ile ilgili görsel sonucu

Peki meyvelerdeki şeker de detoks programına dahil edilmeli midir?

Bildiğimiz üzere meyveler de kendi doğallığında şeker içermektedir. Meyve şekeri literatürde fruktoz olarak geçmektedir. Meyveler büyük oranda lif de içerdikleri ve lif içeriği doğal şekerin vücudumuzdaki sindirimine çok büyük katkı sağladığı için aslında meyve kendi içinde büyük bir dengeye sahiptir. Yani meyve tükettiğinizde vücudunuza doğal şeker almış oluyorsunuz fakat bunu sindirmeye yardımcı lifi de almış olduğunuz için diyetinizde olumsuzluk yaratmıyor. Tabi yine tüketim miktarının önemi burada çok yüksek. En sağlıklı gıda bile fazla tüketimle vücudunuz için toksik etki yaratabilir.

Şeker tüketiminde dikkat etmemiz gereken oran nedir?

Dünya Sağlık Örgütü bize bu konuda genel bir bilgi veriyor. Serbest şeker tüketimi için (burada hazır meyve sularının, gıdalara ve atıştırmalıklara eklenen şekerden bahsediyoruz) günlük aldığınız kolarinin %10'undan az olması tavsiye ediliyor. Genel itibariyle yetişkin birisi için 12 çay kaşığı (50 gram), 9-13 yaş grubundaki birisi için 10 çay kaşığı (45 gram), 4-8 yaş grubu için 8 çay kaşığı (40 gram) gibi düşünülebilir.

fruits ile ilgili görsel sonucu

Tüm bu bilgilerden vardığımız sonuç; toksinlerden arınma işini bağırsaklarınıza ve karaciğerinize bırakın!

Yazıda da belirttiğimiz gibi toksinleri vücuttan atmak için görevli iki organımız var. Tüm organlar gibi bağırsak ve karaciğerin de etkinliği sizin günlük tüketiminizi dengeli yapmanıza bağlıdır. Dengeli bir beslenme günlük ihtiyaç duyduğunuz besin değerlerini doğru bir şekilde alırsanız zaten bu organlar görevini yerine getirecek ve toksin maddeleri vücudunuzda barındırmayacaktır. Buna ek olarak kilo almak veya vücudunuza fazladan toksin madde yüklemek istemiyorsanız tüm gıdalar için fazla tüketimden kaçınmanız gerekiyor.

Dengeli beslenin, ihtiyaç duyduğunuz kadar beslenin ve gerisini organlarınıza bırakın!



Kaynak : https://www.eufic.org/en/healthy-living/article/detoxing-does-it-really-work

10 Ekim 2016 Pazartesi

Koruyucu Katkı Maddeleri Zararlı Mıdır?

Herkese merhaba! Bugün sizlere özellikle hazır gıdalarda sıklıkla rastladığımız bir ekstra madde olan koruyucu katkı maddelerinin ne olduklarından ve insan sağlığına etkilerinden bahsedeceğim, umarım keyifle okuyacağınız bilgilendirici bir yazı olur!

Son yıllarda özellikle hazır çorba gibi hızlı bir şekilde tüketebileceğiniz hazır gıdalarda "Koruyucu Katkı Maddesi İçermez." ibaresi dikkatinizi çekmiş olabilir. Böyle bir ibareyi görene kadar pek çoğunuz koruyucu katkı maddesinin ne olduğunu belki de daha önce hiç duymamış olabilirsiniz. Fakat böyle bir maddenin gıdada kullanılmadığına dair özel bir ibare bulunması, aklımıza koruyucu katkı maddelerinin sağlığa zararlı olabileceği gerçeğini getiriyor. Öncelikle bu maddelerle ilgili genel bir tanım yapmak istiyorum.


Koruyucu katkı maddesi dediğimiz şey gıdanın kalitesinde bir kayba sebep olmadan raf ömrünü uzatmamızı sağlayan ekstra kullandığımız maddelerdir. Bunlar bitkisel kaynaklı veya hayvansal kaynaklı olabilir. Her zaman adıyla değil çoğunlukla E kodlarıyla literatürde geçerler ve bir hazır gıdanın içindekiler kısmında bu kodlar aracılığıyla koruyucu katkı maddelerini ayırt edebiliriz.

Hayvansal kaynaklı olanların büyük bir çoğunluğu domuzdan elde edildiği için müslümanlar açısından tüketilmeye uygun değildir. Bu sebepten özellikle müslümanların azınlıkta olduğu bir ülkede bir üründe "halal" ibaresi varsa bunun domuz kaynaklı bir koruyucu katkı maddesi içermediğini anlayabilirsiniz.


E200den E290lara kadar pek çok farklı koruyucu katkı maddesi olmakla beraber bunların hepsinin insan sağlığına zararlı olduklarını söyleyemeyiz. Zararlı olduğu halde özellikle Türkiye'de kullanılan birkaç tanesinden bahsedeceğim fakat öncelikle bir noktayı aydınlatmak istiyorum. Bu konuya ayrıca ilerleyen yazılarımdan birinde de değinmeyi planlıyorum.

Herhangi bir katkı maddesini hiçbir firma kafasına estiği gibi kullanamaz. Özellikle Migros, Carrefour gibi büyük ve gıda mühendisleri tarafından denetlenen marketlerde alışveriş yapıyor veya tanınmış markaların ürünlerini tüketiyorsanız bu konuda ekstra rahat olabilirsiniz çünkü her bir maddenin kullanımını Türk Gıda Kodeksi ve ilgili bakanlık, tebliğlerle sınırlandırmıştır. Gıdayla ilgili her alanda olduğu gibi katkı maddeleri konusunda da firmalar ilgili tebliğe uymalı, kullandıkları maddeler varsa da maddelerin miktarı belirli sınırlar içinde olmalı ve ürünün ambalajında belirtilmelidir. İlgili tebliği aşağıya bırakacağım. Bu tebliğde hangi katkı maddeleri kullanılabilir, hangileri kullanılamaz, kullanılabilecek olanların miktarları gibi tüm ilgili konularla ilgili yeterli ve detaylı yönetmelik mevcut. Arzu ederseniz ekleyeceğim linkten ulaşababilirsiniz. Gelelim özellikle bilmemiz ve dikkat etmemiz gerekenlere...

E310 Propyl Gallate yağların yapısının bozulmasını engellemek amacıyla kullanılan bir koruyucu maddedir. Hem katı hem sıvı yağlarda bulunup yağlı pek çok üründe de olabilir. Hazır patates, hazır et ve tavuk ürünleri, hazır salata sosları gibi gıdalarda rastlanabilir. Yapılan bazı araştırmalar bu maddenin kansere, mide hastalıklarına, bağırsak rahatsızlıklarına sebep olabileceğini göstermiştir. Bu konuyla ilgili araştırma kaynağım yabancı bir kaynak olup onu da aşağıya ekleyeceğim.


E250 Sodyum Nitrite nitrit tuzu olarak bilinen ve hemen hemen tüm işlenmiş et ürünlerinde bulunan bir çeşit koruyucudur. Bu noktada daha çok fikir sahibi olabilmeniz için daha önceden yazmış olduğum Fermente ile Isıl İşlem Görmüş Sucuk Arasındaki Farklar araştırma yazıma bir göz atabilirsiniz. Kısaca özetlemek gerekirse bu koruyucu katkı maddesi pek çok ülkede yasaklanmış olup kanserojen etkileri olduğu bilinen, etteki veya et ürünlerindeki kırmızı rengi korumaya yardımcı bir katkı maddesidir. Günümüzde insanlar daha bilinçli şekilde tüketmeye başladığı için bazı markalar "E250 kullanılmamıştır" ibaresini özellikle ekliyor fakat ülkemizde kullanımında herhangi bir yasaklama henüz yok.



E220 sülfür dioksit ciddi bağırsak problemlerine sebebiyet verebilen bir katkı maddesidir. Kurutulmuş meyvelerde veya şarapta mikropları önlemeye yardımcı olarak yani mikrobiyal gelişimi yavaşlatan bir ürün olarak kullanılır ve kömür katranından elde edilir. Bağırsak sorunlarının yanısıra böbreğe de ağır gelmekte ve problemlere yol açabilmektedir.




E201, 202, 203, 234, 242, 260, 262, 263 ve 297 dışındaki koruyucu tüm katkı maddelerine karşı mesafeli olmanızda fayda var. Bunların kullanımında herhangi bir sıkıntı olmamakla beraber insan sağlığına ciddi bir zararları olduğuna dair yürütülmüş ve sonuca ulaşmış bir araştırmaya da denk gelmedim.

Benim kişisel tavsiyem, tükettiğiniz hazır gıdalardaki içindekiler kısmını kontrol etmeniz ve tanımadığınız E kodlu bir madde gördüğünüzde bununla ilgili ufak bir araştırma yapmanız. Mümkün olduğunca yabancı kaynaklara bakabilirseniz yada kıyıda köşede kalmış siteler yerine daha güvenilir makaleler paylaşan siteleri tercih ederseniz doğru bilgiye ulaşma şansınız artar. Her halükarda az önce de belirttiğim gibi katkı maddelerinin kullanımı halihazırda sınırlandırıldığı için içiniz rahat olsun.

Umarım sizler için faydalı ve bilgilendirici bir yazı olmuştur. Kullandığım kaynakları aşağıya ekliyorum. Beni instagramda da takip etmeyi unutmayın. Herkese iyi günler!

Kaynaklar

https://www.efsa.europa.eu/en/efsajournal/pub/3642
http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/06/20130630-4.htm

Instagram

http://instagram.com/foodie.advices

19 Eylül 2016 Pazartesi

Hayvansal Yağlar ile Bitkisel Yağlar Arasındaki Farklar, Hangisini Tüketmeliyiz?

Herkese merhaba! Uzun bir süre internetle ilgili sıkıntı yaşadığım için yazı yayımlayamadım. Artık internetime kavuştuğum için eski tempomda, mümkün olduğunca günlük yazılar paylaşmaya devam edeceğim.

Bugün sizlere günlük hayatta pek çok yemekte kullandığımız bitkisel ve hayvansal yağların sağlık açısından farklarını ve hangisini tüketmenin daha sağlıklı olduğunu anlatacağım. Tabi ki anlattığım şeyler benim araştırmalarım sonucu elde ettiğim bilgilerden oluşuyor. Bu yüzden siz yine de herhangi bir rahatsızlığa bağlı olarak diyet uyguluyorsanız, bir uzmana danışmadan yağ tüketim alışkanlığınızı değiştirmeyin.

İlk olarak temel fark; bildiğiniz üzere biri hayvan kesildikten sonra elde edilen vücudunda depolamış olduğu yağlardır, bitkisel yağlar ise yağ içeriği yüksek olan bitkilerden yapısındaki yağın toplanmasıyla elde edilir.

bitkisel yağ ile ilgili görsel sonucu


hayvansal yağ ile ilgili görsel sonucu


Bu yağın tüketilebilir hale gelmesi için geçtiği pek çok adım var ve bunlar genel olarak rafinasyon olarak adlandırılır. Yağın rafinasyonu olarak geçen bu proseste, yağın yapısındaki yapışkan maddelerin uzaklaştırılması, asitliğin düzenlenmesi, kokusunun giderilmesi gibi pek çok adım vardır.

Herhangi bir bitkiden yağın tamamen tüketilebilir hale gelmesine kadar geçen sürede görmüş olduğu tüm prosesler dikkate alınırsa bunlar maalesef yağın doğal yapısını bir nebze bozmaktadır. Bu bozulma yüksek sıcaklık ve basınçlardan kaynaklanmaktadır ve sonucunda günümüzde sıklıkla duyduğumuz trans yağlar meydana gelir.

Trans yağ dediğimiz yağ çeşidi yağın moleküler yapısının bozulmuş halidir. Bir yağ asidinde var olan karbon hidrojen bağının kırılıp hidrojen yerine çeşitli kimyasalların yerleşmesi sonucu radikal bir molekül ortaya çıkar. Sağlığımız için son derece tehlikelidir çünkü trans yağ dediğimiz yağın yapısı hücre zarında bulunan Omega-3 yağıyla çok benzemektedir. Hücre zarında Omega-3'ün yerleşeceği yerlere yerleşen trans yağlar, hücre zarı yapısının bozulmasına ve dolayısıyla hücrenin de sağlığını yitirmesine ve işlevlerini zamanla kaybetmesine yol açar. Maalesef ki kansere kadar uzanabilen ciddi zararlı etkiler ortaya çıkartır.

Tabiki sadece bitkisel yağ elde edilirken trans yağ oluşmaz. Bitkisel yağları kızartma yağı olarak kullandığınız zaman da sıcaklığa bağlı olarak sürekli trans yağlar oluşmaya devam eder. Özellikle fastfood tarzı yiyecekler satan yerlerde aynı yağda onlarca tava patates kızartılır ve kullanılan yağ tam bir trans yağ bombası haline gelir.

Sadece geçirdiği proseslerden dolayı sahip olduğu trans yağ miktarı ürünlerin ambalajlarından Tebliğ gereği belirtilmektedir ve belli bir sınır değerin altındadır. Bu sınır değerler insanların ortalama olarak kaldırabileceği sınır değerlerdir fakat herkesin bünyesi farklıdır ve bu yağların vücutta akümüle olması yani birikmesi sonucunda uzun vadede ciddi zararlarını görebilirsiniz.

Hayvansal yağlara gelecek olursak; son yıllarda bu yağların kalp damarlarını tıkadığı ve kolesterolü yükselttiği söyleniyordu ve bu yüzden insanlar çok temkinli yaklaşmaya başladı. Bana inanmayıp kendiniz de bu konuda bilimsel bir makale ararsanız kesinliği kanıtlanmış bir çalışma göremeyeceksiniz. Hayvansal yağlı ürünler tüketmek tek başına böyle bir şeye sebebiyet vermez. Hayvansal yağlarla beraber ciddi miktarda şekerli ve karbonhidratlı gıdalar tüketildiği zaman damarlarda yağlanma görülebilir. Çünkü ihtiyaç duyduğunuzdan daha fazla kalori almış olursunuz ve insan vücudu gereğinden fazla olan bu her türlü enerji maddesini yağ olarak depolar. Dolayısıyla kalp ve damar yağlanması gibi problemlerde tek başına hayvansal yağ tüketimi belirleyici bir parametre olamaz. Eğer hayvansal yağlar günlük olarak tüketilen bir yağ ise ve kişi düzgün bir beslenme tarzına sahipse böyle bir sorun ortaya çıkmamaktadır.
kolesterol ile ilgili görsel sonucu


Anlattıklarımdan da anlaşıldığı üzere hayvansal yağlar bitkisel yağlara daha sağlıklıdır. Belki ağır geldiği için, belki kokusundan dolayı, belki de alışkanlıklarımız farklı olduğu için günlük hayatımıza hayvansal yağları sokmak zor olabilir ama unutmayın ki atalarımız yıllarca hayvansal yağlarla beslendiler ve göçebe hayat sürmüş Türklerin bu beslenme şekilleri, günümüzde pek çok önemli diyete ilham vermektedir. 

Fakat bununla beraber eğer bitkisel olup sağlıklı olan bir yağ arayışı içindeyseniz soğuk press yöntemiyle elde edilmiş sızma zeytinyağı sağlığınız için zararı olmayan bir yağ çeşididir ve yine aynı şekilde yüksek ısılara maruz bırakılmadan tüketildiği müddetçe bu yağ çeşidi de uzun ve kısa vadede size zarar vermeyecektir.
zeytinyağı ile ilgili görsel sonucu


Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur. Bu yazımda herhangi bir kaynak kullanmadım çünkü bu konu benim çok önceden araştırmasını yaptığım bir yazıydı ve aklımda kalanları sizlerle bu şekilde paylaşmak istedim. Eğer ki ekstra kaynağa ihtiyaç duyarsanız seve seve daha önceden kullandığım kaynaklarımı sizlerle paylaşabilirim. Yazılarımla ilgili güncel bilgileri takip edebilmek ve ekstra bilgilerden de faydalanabilmek için lütfen beni instagramda da takip etmeyi unutmayın.

Herkese keyifli günler diliyorum!

Instagram

instagram.com/foodie.advices


1 Eylül 2016 Perşembe

Meyveli Yoğurt Otizm Hastalığına Sebep Olur Mu?

Herkese merhaba! Bugün sizlere son yıllarda sağdan soldan çokça duyduğumuz bir konu olan meyveli yoğurdun insan sağlığına etkileri hakkında bilgi vereceğim.

Özellikle gelişim çağındaki çocukların severek tükettikleri meyveli yoğurtlar için son yıllarda davranış bozukluğuna hatta otizme yol açtığına kadar önemli iddialar ortaya atılmıştır. Bir gıda mühendisi ve her şeyden önce bir tüketici olarak bunun aslını araştırmak istedim çünkü 22 yaşında hala meyveli yoğurtları severek tüketen birisiyim. Haliyle bu konu beni de şüpheye düşürdü ve hem yabancı kaynaklardan hem de yerel kaynaklardan yaptığım araştırmayı bu yazımda derledim.
meyveli yoğurt ile ilgili görsel sonucu


Öncelikle meyveli yoğurt üretimine kısaca değinmek istiyorum. İlk olarak çiğ süt pastörize edilir. Bu işlem sütte var olan zararlı bakterileri uzaklaştırmak için yapılan klasik bir ısıl işlem diyebiliriz. Sonrasında ürünün mayalanacağı sıcaklığa geri döndürülür ve herhangi bir aroma eklenecekse bu aşamada eklenir. Meyveyle beraber meyvenin konsantre hali de eklenir çünkü bu şekilde istediğimiz aromanın tadını daha çok elde edebiliriz. Bu adımlardan sonra yoğurt kültürü de eklenip ürün kaplara doldurularak inkübasyona bırakılır ve belli bir sıcaklık ve ortamda mayalanması beklenir. Ekstra meyve parçacığı eklenecekse bu mayalanma işleminden sonra eklenebilir. Son olarak ambalajlanıp dağıtımı yapılır.

meyveli yoğurt ile ilgili görsel sonucu

Bilinen faydalarından da kısaca bahsetmek gerekirse;

-Sindirim sistemine yardımcı olur.
-Kalsiyum içeriğine bağlı olarak kemik gelişimini destekler.
-Besin değerleri açısından yüksektir, düşük kalorili bir ara öğün olarak tercih edilebilir.
-İçeriğindeki meyveler sayesinde yüksek vitamin içeriği vardır.
-Bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olur.

meyveli yoğurt ile ilgili görsel sonucu


Mantıklı bir şekilde bu adımları düşünürsek, bahsettiğimiz ciddi hastalıklara sebep olabilecek bir durum yok çünkü sadece süt pastörize edildi ve aroma maddesiyle (ki bu aroma maddesi de meyve ekstratıdır yani konsantre haldeki doğal meyvedir veya meyve suyudur) karıştırılıp mayalanmaya bırakıldı. Bu noktada tek zararı sütten ve aromadan alacağı şekerden dolayı dişlerinin zarar görmesi olabilirdi. Bu konuda yapılmış bir araştırma meyveli yoğurt tüketen çocukların %36'ında dental erozyon yani diş veya diş etlerinde aşınma gözlemlendiğini ve buna yapısındaki şekerin sebep olduğunu ortaya koymuştur. Fakat tabiki her şekerli şeyden sonra olması gerektiği gibi meyveli yoğurt yedikten sonra da dişler fırçalansa bu sorunun önüne pekala geçilebilir. İşler bu şekilde yürüyorsa meyveli yoğurda niçin bu kadar anlam yüklendi?
sağlıklı dişler ile ilgili görsel sonucu


Aslında cevap çok basit. Bu şemada her markanın uygulamadığı bir adım daha var. O da ürünün rengini aromasına uygun hale getirmek için ürüne ekstra renklendirici kullanmak. Örneğin çilekli yoğurt hazırlanıyorsa pembe renklendirici kullanmak, şeftalili yoğurt hazırlanıyorsa sarı renklendirici kullanmak, orman meyveli yoğurt hazırlanıyorsa mor renklendirici kullanmak gibi...

Yıllardan beri meyveli yoğurdu bu kadar tehlikeli diye itham etmelerinin sebebi günümüzde çok az markanın kullandığı renklendirici hilesiymiş. İçindekiler kısmını incelediğinizde renklendirici diye bir ibare göremezseniz E koduyla başlayıp 100'den 199'a kadar devam eden tüm ibareler de renklendirici anlamına gelmektedir. Örneğin E104 quinoline yellow adı verilen bir renklendiricidir.

Tüm renklendiriciler için tehlikelidir veya insan sağlığını olumsuz etkiler gibi bir yorum yapmak doğru değildir zira bunların içinden bazıları tamamen doğal kaynaklıdır. Örneğin E140 klorofil olarak bilinen bitkilere yeşil renk veren pigmenttir ve gıdalarda yeşil renk vermek için kullanılan bir renklendiricidir.

Özellikle çocuk sağlığında ciddi zararları olduğu tespit edilmiş renklendiricilerden örnek vermek gerekirse; E102, E104, E124, E127 ve E150 en çok kullanılan renklendiricilerdir. Bunlardan ilk üçü, sarı ve kırmızı tonlar oldukları için yoğurtlarda rahatlıkla kullanılabilir.
renklendirici ile ilgili görsel sonucu


Sadece bazı Avrupa ülkelerinde kullanımları yasaklanmıştır. FDA tarafından kullanımı yasaklanmamıştır. Çünkü yapılan araştırmalar aslında tam olarak net değildir ve literatürde kabul görmüş insan sağlığına otizm derecesinde zarar verdiği kanıtlanmış değildir. Fakat bunun sebebi bu tip incelemelerin sonuçlarının uzun vadede elde edilecek olmasıyla birlikte, etkilerinin milyonda bir gibi az olmasından da kaynaklanıyor olabilir.

Her halukarda vücutta akümüle olacak bir kimyasal maddeyi çocuklarımıza atıştırmalık olarak vermek istemeyiz. Dolayısıyla nacizane tavsiyem renklendirici kullanmayan markaları tercih edin. İçindekiler kısmında; pastörize süt, yoğurt kültürü, meyve ekstratı, kıvam arttırıcı (nişasta) gibi maddeler dışında yabancı bir madde bulunuyorsa öncelikle bunun ne olduğunu araştırın ki içiniz rahat etsin.

Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur. Kullandığım kaynakları alt tarafa ekliyorum. Beni instagramda da takip etmeyi unutmayın. Sağlıkla kalın!

Kaynaklar

http://www.guncelpediatri.com/makale_469/Gidalardaki-Katki-Maddeleri-Ve-Zararlari-Cocukluk-Hiperaktivitesi-Derleme

ETIOLOGY OF DENTAL EROSION AND TREATMENT APPROACHES, Supplement: 8, Yıl: 2014, Sayfa: 67-73

Gıda Katkı Maddeleri ve Sağlığımıza Etkileri, ARŞİV 2010; 19: 141

http://www.livestrong.com/article/371609-how-healthy-is-fruit-yogurt/

Instagram

instagram.com/foodie.advices