12 Ağustos 2016 Cuma

Muz Üzerine

Herkese merhaba!

Bugün her yaştaki birey için tüketime uygun, özellikle ara öğün olarak diyet yapanların da tercih edebileceği bir meyve olan muzdan bahsetmek istiyorum.

Bildiğiniz üzere muz artık her mevsim ulaşabildiğimiz bir meyve. Türkiye'de özellikle Anamur, Alanya bölgesinde doğal olarak yetiştirilebilmektedir. Bunun dışında Ege'nin sahil kasabalarında da rüzgarın yeterli olduğu bölgelerde rastlanabilir. Ana vatanı Güneydoğu Asya olmakla beraber tropikal iklime yakın sıcaklık yağış ve rüzgar koşullarına sahip bölgelerde de yetişebilen bir meyvedir.

Besin değerleri açısından çok yüksek olmasına karşın sadece 110 kalori olduğu için (ortalama boylarda bir muz için geçerli yaklaşık değer) özellikle sporcular ve diyet uygulayan kişiler muzu ara öğün olarak sıkça tercih ederler. Fakat muzu tüketmek için illa ki sporcu olmanıza gerek yok çünkü muzun saymakla bitmeyecek kadar çok faydası var. Bu faydalara birkaç maddede değinmek istiyorum.



-Yüksek miktarda enerji verir, bu özelliği sebebiyle az önce de bahsettiğim üzere özellikle sporcuların gözdesidir.

-Böbrek taşı, böbrek kumu gibi sıkıntılar çeken insanların bu sıkıntılarını aşmasına ve taşı, kumu daha rahat dökmelerine yardımcı olur.

-Ülsere iyi gelir. Bazik özellikle olduğu için midenizdeki yüksek asidik ortamı nötrler ve mideyi yatıştırır.

-Cilt sağlığı için çok faydalıdır. Kabuğuyla sivilcelerinize yada koyu renkli cilt lekelerinize düzenli olarak masaj yaparsanız daha kolay geçtiklerini gözlemleyebilirsiniz.

-Yine kabuğu dişleri beyazlatıcı etkiye sahiptir. 1 hafta boyunca düzenli olarak günde bir defa dişlerinizi muzun kabuğuyla ovalarsanız dişlerinizin tonundaki açılmayı farkedeceksiniz.

-Sindirimi düzenlemektedir. Kabızlık probleminiz varsa tavsiye edilmez ancak ishal probleminiz varsa daha kolay atlatmak için muz tercih edebilirsiniz.

-Yüksek miktarda B6 vitamini içerdiği için kan üretimini desteklemektedir.

Bunlar ve daha pek çok faydası bulunan muzun günlük olarak 1 adet tüketimi tavsiye edilmektedir. Tam olarak kanıtlanmamış gaz yapma, kabız yapma, hazımsızlık gibi problemlerden dolayı kendinizi gözlemleyerek tüketmeniz daha faydalı olacaktır.

Peki bir gıda mühendisi olarak muzla ilgili bizim dikkat ettiğimiz kriterler nelerdir?

Muz bildiğiniz üzere özellikle pazarlarda açık halde satılmaktadır yani muzların ambalajlı üretimi ülkemizde yok denecek kadar azdır bu sebeple muzlara özel laboratuar ortamında geliştirilmiş analizler yapılmamaktadır. Bunun dışında elbette muzlar için standardize edilmiş analizler var fakat bunlar fazla detay olduğu için bahsetme gereği duymuyorum.

Bizler vatandaş olarak muz seçiminde nelere dikkat etmeliyiz sorusuna gelecek olursak;



Şekil1. Kısa boylu ve kahverengi benekli sarı muz



Şekil2. Gross michel muz.

Öncelikle belirtmek istiyorum ki üzerinde kahverengi benekler gördüğünüz muz tarihi geçmiş veya fazla olgun yani tüketime uygun olmayan bir muz değildir. Yada yeşil olan muzlar olmamış yani henüz olgunlaşmamış muz anlamına gelmez. Aynı şekilde kısa boylu muzla uzun boylu muzu da bu şekilde ayırt edemeyiz. Tüm bu bahsettiklerim aslında birer muz çeşididir ve resmi gazetede Muz Tebliği'nde bunlardan bahsedilir. Bunları birbirinden ayıran şey içerik farklılıklarıdır. Örneğin uzun muzlar Gross Michel olarak geçer ve halk arasında azman muz olarak bilinir. Şeker oranı en düşük olan muzdur ve geç olgunlaşır. Aynı zamanda yapısal olarak en dayanıklı ve besin değerleri en yüksek olan çeşididir. ''Kahverengi Benekli Sarı Muz'' olarak geçen tür, siz pazardan aldıktan belki bir belki iki gün sonra beneklenir ve siz bunu bozuldu olarak yorumlayabilirsiniz halbuki adından da anlaşılacağı üzere bu muzun doğası ve yapısı budur. Kısa boylu ve bir dalda yaklaşık 6-8 adet şeklinde olan muzlar ise kararmaya en müsait olan ve genellikle şeker oranı en yüksek olanlardır. Nacizane tavsiyem, eğer gün içinde ara öğün olarak hem mide asidinizi nötrleyecek hem de tokluk hissi yaratacak düşük kalorili bir alternatif olarak ben Gross Michel yani büyük boy sarı muzları tavsiye ediyorum. Kan şekerinizin çok düştüğünü hissettiğiniz anlarda ise rafine şekerli tatlı tüketimi yerine meyve olarak kısa boylu kahverengi benekli muzlardan tercih ederseniz hem kan şekeriniz dengelenir hem de günlük tatlı ihtiyacınız için iyi bir alternatif olur. Fakat çok kahverengi benekli olanları tercih etmeyin çünkü zaten muz sürekli olarak kendisini olgunlaştıracak etilen gazını salgılamaya devam edecek ve birkaç gün sonra yapısı tamamen bal kıvamına geldiğinde pek bir anlamı kalmayacaktır. Kısa  boylu olan tipte hafif benekli olanlar idealdir. Uzun boylu olan tipte dümdüz sarı renkte olanı tercih edin.

Umarım sizler için bilgilendirici ve faydalı bir yazı olmuştur. Lütfen beni instagramda da takip etmeyi unutmayın. Orada da mükemmel tarifler vermeye devam edeceğim. Kullandığım kaynakların linkleri aşağıdadır. Sormak istediklerinizi yorum olarak bırakabilirsiniz. Herkese keyifli günler!

Kaynaklar

http://www.medicalnewstoday.com/articles/271157.php
http://www.livestrong.com/article/505406-top-ten-health-benefits-of-bananas/
http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2008/05/20080530-15.htm

Instagram

instagram.com/foodie.advices

7 Ağustos 2016 Pazar

Bal Üzerine

Herkese merhaba!

Bugün sizlere yine mucize bir gıda olan baldan, bu gıdaya uygulanan proseslerden ve bal seçiminde dikkat etmeniz gereken kriterlerden bahsedeceğim.

Bildiğiniz üzere bal, arıların çeşitli çiçeklerin özlerini toplayıp kovanlarında biriktirerek ürettikleri bir gıda ham maddesidir. Çeşitliliğini arının özütünü kullandığı çiçeklerden almaktadır. Yani hangi çiçeğin özütünü kullanıyorsa, bal da ona göre çeşitlenmektedir. Özellikle Türkiye'de en bilindik olan bal çeşitleri; kır çiçeği balı, çam balı, kestane balı (deli bal), okaliptus balı, ıhlamur balı gibi ballardır. Günlük hayatta bizim kahvaltı sofralarımızda yer alan bal çoğunlukla çiçek balı olarak bildiğimiz kır çiçeği balıdır.



Balın faydalarına kısaca değinmek gerekirse;

-Bal çok önemli bir doğal antibiyotiktir. Pek çok hastalıkta bağışıklık sisteminizi güçlendirmesi yönüyle adeta her hastalığa şifa olabilecek bir antibiyotiktir.

-Önemli bir antioksidandır. Kansere karşı koruyucu etkisi vardır.

-Üst solunum yolu enfeksiyonunda özellikle zencefille bire bir oranda karıştırarak çiğ olarak tüketirseniz öksürüğü keser ve daha kolay iyileşmenize yardımcı olur.

-Cilde çok iyi gelir. Gözeneklerin sıkılaşmasına ve cildinizin gerginleşip pürüzsüzleşmesine yardımcı olur. Aynı zamanda cildinizde biriken mikroorganizmaları temizleyici özelliği vardır. Haftalık olarak bal ve limon maskesi yaptığınızda düzenli kullanımda cildinizdeki farkı görebilirsiniz.

-Bağırsak ve mide hastalıklarına iyi gelir.

Bu listeyi sayfalarca uzatabiliriz zira her balın kendine has bir özelliği vardır. Yalnız bazı bal türleri şifalı olduğu kadar toksik madde de içerir. Örneğin deli bal olarak bilinen kestane balını günde 280 mg dan fazla tüketirseniz zehirlenme ihtimaliniz çok yüksektir. Bu toksisite balın kaynatılmasıyla azaltılabilir fakat yine de uzmanına danışmadan fazla tüketilmemelidir.

Bu gibi küçük dikkat edilmesi gereken noktalar dışında bal gerçekten mucizevi bir gıdadır. Arıcılık çok zor bir zanaattir çünkü arılarınız ne kadar sağlıklıysa o kadar verimli şekilde bal üretirler. Bu zorlu bakım sürecinden elde edilen bal tahmin edebileceğinizden çok daha azdır. Bir arının ortalama ömrü 42 gün olmakla beraber bu sürede toplam ürettiği bal kaynaktan kaynağa değişmekle beraber bir kaşık kadardır. Tahmin edersiniz ki bu kadar yüksek zahmetler sonucu elde edilen bu küçük miktarlardaki balın fiyatı çok yüksek olmak zorundadır.



5 kilo bal 100 lira gibi kampanyalarla halkı kandıran insanların bal diye sattıkları şey şekerli bir reçelden farksızdır. Bir süre bekledikten sonra şekerlenmekte ve tüketilemeyecek hale gelmektedir. Hal böyle olunca bakanlık bu konuda gerekli tedbirleri almış ve bu dolandırıcılığın önüne geçmiştir. Pek çok gerekli analizden geçtikten sonra sofralara ulaşan bal günümüzde büyük fabrikaların kavanozlarda marketlerde sattığı bir gıda ham maddesi olmuştur.

Nedir bu analizler ve Bal tebliği gereğince nelere dikkat edilmesi zorunludur sorusuna gelirsek;

-Tat ve aromanın geçerliliği için duyusal analizler yapılır.
-Her balın en kalitelisinin rengi skalalarla belirlenmiştir. Bu skaladaki değere uygun değilse satışı yapılamaz.
-Isıtma, asitlik düzenleyici madde ekleme, herhangi bir katkı maddesi ekleme bakanlık tarafından yasaklanmıştır. Yani tükettiğiniz ballar katkı maddesi içermemektir. Sadece bozulmaması için ürüne uygun ambalajlama ve depolama şartları vardır.
-Nem içeriğine bakılır, nem içeriği çok yüksekse bozulmaya yakın demektir ve yine satılamaz.
-Viskozitesine yani akışkanlığına bakılır. Bu da ürünün kalitesini belirleyen bir özelliktir.
-Toksisitesine yani barındırdığı toksik madde miktarına bakılır, belirli standartların üzerindeyse ürün tüketime uygun değildir.
-Yapısındaki şeker miktarına bakılır. Bu da belirli standartlar dahilinde olmalıdır.
-HMF değerlerine bakılır. HMF değerlerinin yüksek olması insan sağlığı açısından tehlikelidir.

Bu ve bunun gibi fabrikanın kendi belirlediği kalite standartları dahilinde de ekleyebileceği özel analizler sonucu ortaya çıkan bal, özelliklerine uygun karakterde bir ambalajlama materyaliyle koruma altına alınır.

Benim bal seçimindeki tavsiyem, günlük olarak tüketeceğiniz balı adını sanını duymadığınız ve bakanlık onayı olduğuna emin olmadığınız markalardan tercih etmeyin. Marketlerde sıkça rastladığınız klasik bal markaları belki fiyat olarak biraz pahalı gibi gözükse de sağlığınız açısından en uygun olanıdır. Bununla beraber eğer özel bir rahatsızlığınız için bal tüketecekseniz organik ürün satıcılarını tercih edebilirsiniz. Yada köy ortamında eşine dostuna vermek için bal üreten tanıdıklarınız varsa onlardan da temin edebilirsiniz.

Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur. Lütfen beni instagramda da takip etmeyi unutmayın. Herkese iyi günler!

Kaynaklar

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/07/20120727-12.htm
http://arastirma.tarim.gov.tr/etae/Belgeler/EgitimBrosur/119-ciftcibro.pdf

Instagram

instagram.com/foodie.advices

6 Ağustos 2016 Cumartesi

Sigarayı Bırakmak İsteyenlere Gıda Takviyesi

Herkese merhaba!

Bugün özel bir ham madde için inceleme yazısından ziyade böyle bir genel bilgi vermek istedim.

Bildiğiniz üzere sigara tüketimi son yıllarda iyice yaygınlaştı. Artık küçücük çocukların ellerinde bile sigara görmeyi kanıksayacak durumdayız. Günden güne artan kamu spotları, bilinçlendirmek adına düzenlenen programlar, kampanyalar, yüksek orandaki zamlar ve daha pek çok şey sigara tüketiminin önünde bir engel teşkil etmiyor. "Lise öğrencileri arasında sigara, alkol kullanımı ve intihar düşüncesi sıklığı" makalesinde yayınlanan bir araştırmaya göre Türkiye'de ergenlik çağındaki çocukların sigara tüketimi şehirden şehire ve bölgeden bölgeye %4 ile %37 arasında değişmekte. Bununla beraber "Üniversite öğrencilerinde sigara-alkol kullanımı ve aile sorunları ile ilişkisi" makalesinde yürütülmüş bir araştırma da gösteriyor ki üniversite çağına gelmiş bireylerin %61'i hayatlarında bir defa da olsa sigarayı denemiş.

Bu veriler gösteriyor ki bu kötü alışkanlık yaşadığınız yere de bağlı olarak çok küçük yaşlarda kazanılabiliyor.

Zamanla bilinçlenen birey, sigarayı bırakmak istediğinde zorlanmasına sebep olan hem fizyolojik hem psikolojik sebepler var. Psikolojik sebeplerden ziyade ben bugün fizyolojik sebebinden kısaca bahsetmek istiyorum.

Nikotin endorfin hormonu için bir uyarıcı durumundadır. Düzenli olarak vücuduna nikotin alan bir birey için vücut endorfin hormonu üretiminde ekstra bir uyarmaya gerek kalmadan nikotinin uyarıcılığı sayesinde endorfin üretir. Sigarayı bıraktığınız andan itibaren tembelleşmiş olan vücudunuz bu uyarıcıyı kaybettiği için endorfin üretimi için nikotin istemeye başlar. Vücudunuz nikotinsiz uyarılmaya başlaması için gerekli olan bu süre uzmanlar tarafından genellikle 21-40 gün olarak kabul görmüştür. Pek çok bağımlılıktan kurtulmak için de bu 21 günlük süre önemlidir zira 21 günlük bir döngü vücudunuzdaki pek çok hücrenin yenilenmiş olması demektir. İşte bu sebepten sigarayı bıraktığınız ilk 21 gün sadece psikolojik olarak değil fizyolojik olarak da sigarayı duyduğunuz bağlılık sizi olumsuz etkiler.

Peki bu durumda ne yapılmalıdır?

Sigarayı bıraktırma konusunda pek çok tedavi edici merkezde size bağımlılık derecenize bağlı olarak nikotin bandı kullanmanız tavsiye edilir. Böylelikle dışa rdan nikotin almış olursunuz. Fakat benim nacizane görüşüm sigarayla nikotin bandı kullanmak arasında bir fark olmadığı yönünde. Çünkü yine yüksek miktarda nikotini vücudunuza almış olursunuz ve sigaradansa bu sefer nikotin bandına bağımlı hale gelirsiniz.

Bu anlamda benim tavsiyem bu tip doğal olmayan yöntemlerdense sizi hem psikolojik hem fizyolojik olarak bir nebze rahatlatacak olan gıdalara yönelmenizdir. Çok çok düşük miktarlarda almış olacağınız bu nikotin hem vücudunuzun kendisini daha rahat toparlamasını sağlayacak hem de psikolojik olarak sizi vücudunuza nikotin aldığınız düşüncesiyle rahatlatacaktır.

Nedir bu yiyecekler derseniz 3 tane önemli gıdada diğerlerine göre daha yüksek oranda nikotin bulunmaktadır.

Bunlardan ilki patlıcanın 1 gramında 100 ng nikotin bulunmaktadır.

İkinci olarak yeşil domatesin 1 gramında 42.8 ng nikotin bulunmaktadır.

Üçüncü olaraksa karnabaharın 1 gramında 16,8 ng nikotin bulunmaktadır.

Daha kolay anlaşılır şekilde dile getirmek gerekirse;

1 tane patlıcan tüketirseniz (200 gr) 0.02 mg nikotin almış olursunuz. Bir adet sigarada 20 mg nikotin bulunmaktadır. Aradaki fark çok büyük gözükse de vücudunuz için bir anda sıfıra inmektense bu çok düşük miktardaki nikotini almak sizi hem fizyolojik hem psikolojik olarak rahatlatacaktır.

Sigarayı bırakmaya kesin karar verdiğiniz dönemde bu gıdaları bolca tüketerek bu miktarı biraz daha arttırarak kendinize doğal bir kalkan sağlayabilirsiniz.

Umarım faydalı bir yazı olmuştur. Gönderilerimi instagram üzerinden de takip etmek isterseniz linkini aşağıya bırakmış olacağım. Kullandığım kaynakları da aşağıya ekliyorum.

Herkese iyi günler!


Kaynaklar;

Lise öğrencileri arasında sigara, alkol kullanımı ve intihar düşüncesi sıklığı, Cumhuriyet Tıp Dergisi Cumhuriyet Tıp Derg 2009; 31: 340-345
Üniversite öğrencilerinde sigara-alkol kullanımı ve aile sorunları ile ilişkisi, Anadolu Psikiyatri Dergisi 2009; 10:40-47

Instagram

instagram.com/foodie.advices

5 Ağustos 2016 Cuma

Yeşil Mercimek Üzerine

Herkese merhaba!

Bugün sizlere her mevsim tüketebildiğimiz, benim de favorilerimden bir bakliyat türü olan yeşil mercimekle ilgili birkaç bilgi vermek istiyorum.

2016 yılı BM Gıda  ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından bakliyat yılı olarak seçilmiştir. Bunun en önemli sebeplerinden biri faydaları saymakla bitmeyen baklagil ailesinin tüketiminin zamanla düşüşe uğramış olmasıdır. Baklagiller hayvansal olmayan yüksek protein ve lif içerikleri sayesinde özellikle diyet uygulayan insanlar için çok faydalı bir besin grubudur. Bu besin grubunda benim en çok tercih ettiğim ve sevdiğim ise yeşil mercimek.

Yeşil mercimeğin birkaç faydasına değinmek gerekirse;

- %26 gibi büyük bir oranda protein içermektedir.
- Yüksek lif içeriğine sahip olması sebebiyle bir tabak yemek bile birkaç saatlik bir doyuruculuk sağlar ve mideyi yormaz.
-Kolesterolü dengeleyici bir yapısı vardır. Bunu yapısında bulunan biri kolesterol yükseltici biri kolesterol düşürücü olan iki maddeden sağlar ve bu iki madde birbirini nötrleyerek yeşil mercimeğe böyle bir özellik kazandırmıştır.
-Folik asit açısından çok zengindir bu da kansızlığa da iyi gelmesine en önemli etken olmuştur.

Bu ve bunun gibi pek çok şifalı özelliği olan yeşil mercimek aynı zamanda lezzetli de bir alternatiftir. Türkiye yeşil mercimek üretiminde dünya ülkeleri arasında ilk 5'te yer aldığı için Türk insanı olarak kolaylıkla ulaşabildiğimiz ve çorbasından yemeğine salatasından köftesine pek çok alternatifi olan bir baklagil türüdür.

Gıda mühendisliği açısından yeşil mercimekte kalite nasıl belirlenir ve ne gibi prosesler uygulanır sorusuna gelirsek öncelikle sizlere yeşil mercimeğin tarladaki toplanmamış halini göstermek istiyorum.


Bu yeşil bitkinin üzerinde yetişen yeşil mercimek kalın kabuklara sahiptir ve doğanın bir gereği olarak hepsi farklı büyüklüklerdedir. Toprakla çok yakın temasta olan bir bitki olduğu için küçük taşlar, kurtçuklar, böcekler gibi haşreyle de içiçe olarak toplanmaktadır. İşte bu noktada gıdayı temiz ve tüketilebilir bir hale getirmek gıda mühendisinin işidir.

Gerekli olan prosesler öncelikle yeşil mercimeği centrifuge dediğimiz yüksek hızda dönmeyle ağırlık farkından yararlanarak gıdaları ayırma işlemi sağlayan bir ekipman kullanarak kalın kabuklarından kurtarmaktır. Sonrasında da boyutlarına göre ayrılmasını sağlayacak katlı eleklerden geçer. Metal vb yabancı maddelerin karışmış olma ihtimaline karşı metal dedektörlerinden de geçirildiği fabrikalar vardır. Aynı şekilde bazı büyük fabrikalarda optik tarama yöntemiyle şekil renk gibi birtakım parametreler belirlenerek de yabancı maddeler tespit edilip ayrıştırılır. Son aşama olarak da ürünün nem almasını angelleyecek ambalaj materyaliyle paketlenip satın alacağımız yerlere dağıtımı yapılır.



Yine de tüm bu proseslere rağmen aralarda yeşil mercimek boyutunda yada daha küçük boyutlarda olduğu için tespit edilip ayrılamamış olan taş vb yabancı maddelerin ayırt edilmesi için tüketmeden önce bir kez de kişinin kendisi tarafından ayıklanması tavsiye edilir.

Benim nacizane tavsiyem rengi çok açık olan yeşil mercimekleri tercih etmeyin ve her zaman kapalı ambalajlı yeşil mercimek satın alın. Haftada minimum 3 kez farklı tariflerde yeşil mercimeği kullanın. Yeşil mercimeği pişirirken çok uzun süre ısıl işleme maruz bırakmayın. Gaz problemini aşmak için önceden ılık suda birkaç saat bekletebilirsiniz. Yemekten önce gazını çıkarmak için kaynatıp süzerseniz mercimeğin içindeki suda çözünen vitaminleri kaybetmiş olursunuz. Bu sebepten geceden ıslatmak, yada pişirmeden önce mümkünse bir saat kadar ılık suda pişirmek iyi bir alternatif olabilir.

Tarlalardan sofralara uzanan baklagil ailesinin en lezzetlisi yeşil mercimeğin hikayesi işte böyle. Instagram sayfamda yeşil mercimekle yapılabilecek değişik bir tarif de veriyor olacağım. Yazımda kullandığım görseller alıntıdır. Ulaştığım bilgilerde kullandığım makalenin linkini de aşağıya ekleyeceğim.

Umarım sizler için keyifli bir yazı olmuştur. Beğendiyseniz lütfen takipte kalın ve instagram hesabımı da takip edin.

Herkese keyifli günler!

http://dergipark.ulakbim.gov.tr/gidader/article/viewFile/5000097147/5000090471

instagram.com/foodie.advices

4 Ağustos 2016 Perşembe

Vişne Üzerine

Herkese merhaba!

Bugün ele alacağım gıda ham maddesi yine yaz aylarında en tazesine ulaşıp pek çok prosesten geçirerek her mevsim tüketebildiğimiz bir kırmızı meyve olan vişne.

Bildiğiniz üzere vişnenin en taze ve doğal haline yazın ortalarına geldiğimiz zamanlarda ulaşabiliyoruz. Yani bu aylarda aldığınız taze vişneler içerik olan en temiz veya temize yakın olacaktır. Vişnenin faydalarından yaz kış faydalanmak isteyenlere tavsiyem, mevsiminde aldığınız taze vişneleri buzluğunuzda gerek çiğ olarak gerek püre veya marmelat formda muhafaza etmeniz.

Bu mucize meyvenin faydalarına değinmek gerekirse;

-Vişne muazzam bir antioksidandır. Dolayısıyla kansere karşı koruma sağlayan bir meyvedir.

-Anti aging yani yaşlanma karşıtı içerikli bir meyvedir. Cildinizin sıkı kalması için tüketebileceğiniz önemli bir doğal kaynaktır.

-Yapısında yüksek oranda A ve C vitamini bulunmaktadır. Bu da vişnenin göz sağlığı, kemik sağlığı, bağışıklık sistemini kuvvetlendirme gibi özelliklerini desteklemesini sağlar.

Bu ve bunun gibi gerçekten neredeyse vücudunuzun her noktasına fayda sağlayabilecek bir mucize meyvedir vişne. Dolayısıyla özellikle mevsiminde taze tüketimi çok önemlidir.

Esasen bu yazıyı yazmamdaki en önemli amacım doğru bilinen bir yanlışı düzeltmekti. Hepimiz bir meyvenin, kendi meyve suyundan daha zengin içeriğe sahip olduğunu düşünürüz. Bu bağlamda vişnenin de vişne suyundan daha sağlıklı olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Malesef bunun yanlış bir algı olduğu mensubu olduğum İtü Gıda Mühendisliği'nin kıymetli hocası Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu tarafından uluslararası bir proje kapsamında kanıtlanmış ve literatür tarafından kabul edilmiştir. Kendisinin kaleme aldığı "Vişne Suyunun İşlenmesinde Antioksidan Kapasite Değişimlerinin İncelenmesi" adlı makalede de belirtildiği üzere AB 7. Çerçeve Programı ATHENA projesi kapsamında yapılan araştırmada; vişnenin etken maddesi antosiyaninin biyoaktifliğinin vişne suyunda 3 kat daha fazla olduğu gözlemlenmiştir. Antosiyanin vişneye kırmızı rengini veren pigmenttir ve aynı zamanda kanserle savaşta önemli bir antioksidandır. Vişnenin pek çok faydasını sağlayan madde yine içeriğindeki antosiyanin maddesidir. Bunun yanı sıra bir diğer önemli algı meyve suyu haline getirilmiş meyvenin C vitamini içeriğini kaybettiği yönündedir fakat yine bu araştırma ortaya koymuştur ki C vitamini içeriği %60 oranında korunmaktadır. Daha anlaşılır şekilde ifade etmek gerekirse aynı miktarlarda tüketeceğiniz vişne suyu ve ve vişneyi kıyaslarsanız, vişne suyundan elde edeceğiniz antosiyanin miktarı vişneninkinden 3 kat daha fazladır ve C vitamini içeriği de yeterli miktarda korunmaktadır. Bu da proses görmüş ürünlere karşı önyargıyı yıkma konusunda çok önemli bir çalışma olmuştur. Aynı zamanlarda diğer meyvelerin meyve sularının incelenmesi konusunda da önemli bir ilham kaynağı olmuştur.

Benim nacizane tavsiyem, paketleme konusunda temiz içerik kullandığına emin olduğunuz mümkün mertebe kutu vişne suyunu iç rahatlığıyla tercih edebilirsiniz.

Önümüzdeki günlerde paketleme materyallerini inceleyeceğim yazımda bu konuda ekstra bilgiler veriyor olacağım.

Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur. Eğer bu tip yazılar ilginizi çekiyorsa lütfen takipte kalın ve instagramda da takip edin. Linkini aşağı bıraktım.

Herkese iyi günler!

instagram.com/foodie.advices

2 Ağustos 2016 Salı

Merhabalar!

Öncelikle herkese merhaba.
İsmim Yağmur. İTÜ Gıda Mühendisliği son sınıf öğrencisiyim. Blogum genel anlamda ham maddelerin tarlalardan sofranıza gelene kadar geçirdiği proseslerle ilgili, gıdanın tabi tutulduğu mühendislik gerektiren önemli işlemlerle ilgili, yanlış bilinen doğruları anlatmaya çalışacağım ve çoğunlukla yabancı makalelerle destekleyeceğim kısa yazılardan ibaret olacak. Buna ek olarak günlük olarak seçeceğim bir ham maddenin literatürden alınmış önemli fayda ve zararlarını ve bu ham maddeyle hazırlanmış bir yiyeceğin kalori ve besin değeri tablosunu paylaşıyor olacağım.
Bu blogu açmaktaki amacım, hem ulaşabileceğim kaynaklarla insanları mümkün mertebe bilgilendirmek ve bilinçlendirmek, hem de kendi kişisel gelişimime mesleki anlamda katkı sağlamak.
Umarım faydalanabileceğiniz bir blog olur.
Lütfen takipte kalın.
Sevgiler.