Herkese Merhaba!
Bugün burada gıda sektöründe uygulamaya koyulması beklenen bir yenilikten bahsedeceğim. Devrim niteliğinde olduğunu düşündüğüm bu uygulamaya bir dergiyi karıştırırken denk geldim ve hakkında biraz araştırma yaptıktan sonra sizlerle de paylaşmak istedim.
Hepimizin bildiği üzere sebze ve meyvenin en tazesine ulaşmak gelişmiş ülkelerde epey zorlaştı. Tarlalardan hale, halden pazara ve marketlere ve oradan evlerimize gelene kadar uzun süre taşınan sebze ve meyvelerin evimizdeki ömürleri çok kısa oluyor. Bu süreyi uzatmak için buzdolabından faydalanıyoruz fakat o da bir yere kadar.
Biz gıda mühendislerinin de aslında en büyük amaçlarından biri, gıdaların raf ömrünü kalitesini de koruyacak şekilde mümkün mertebe uzatabilmek. Bunun için yıllardır pek çok gıda grubunda çeşitli çalışmalar yapılmış ve faydaları da görülmüştür. Fakat öyle bir çalışma düşünün ki, sizin gözünüzle görmediğiniz sihirli bir kılıf meyve ve sebzelere giydirilmiş olsun, bunu tüketmenin size hiçbir zararı olmasın ve bu sayede birkaç günlük ömrü olan pek çok sebze meyveyi haftalarca saklama imkanınız olsun. California'da kurulan Apeel isimli bir şirkette meslektaşlarımız bunu başardı. Üstelik gıda güvenliği konusunda önemli bir otorite olan FDA'nın da onayını aldı ve önümüzdeki yıl organik ürünlerde kullanılmak üzere çalışmalara başladılar.
Uygulamadan kısaca bahsetmek gerekirse, birkaç değerli gıdanın yağlarını çıkartıp bu yağları bir çeşit toza dönüştürmüşler. Sonrasında bu tozu suda eritip jel gibi bir kıvam elde etmişler. İşte bu jelle sebze ve meyvelerin üzerini adeta koruyucu bir kılıf gibi kaplıyorlar ve bu sayede gıdanın neminin dşarı çıkmasına, mikroorganizmaların da gıdanın içine girmesine engel oluyorlar. Böylelikle gıda kalitesini de koruyarak ve tüketici tarafından tadında bir değişiklik hissedilmeksizin, birkaç haftaya kadar daha uzun raf ömrüne sahip oluyor. Özellikle yurtdışından gelen sebze ve meyveler veya çok kısa raf ömrüne sahip muz, avokado, çilek gibi meyveler için kullanılıp başarılı sonuçlar elde edilmiş. Aşağıda bu işlem görmüş ve işlem görmemiş iki grup çileğin 5. gündeki durumlarını gösteren bir görsel var, farkı kendi gözlerinizle görebilirsiniz.
California'da kurulmuş bu şirketle ve uygulamalarıyla ilgili detaylı bilgi edinmek isterseniz websitesini de yazının sonuna ekleyeceğim, linkten ulaşabilirsiniz. Linkteki Edipeel başlığında uygulama yapılmış ve yapılmamış gıdaların zamana bağlı değişimini anlatan bir video var, telif haklarından dolayı paylaşmadım, arzu ederseniz siteden izleyebilirsiniz. Görüntüler gerçekten insana hayret veriyor.
Bir gıda mühendisi olarak böyle uygulamalar beni fazlasıyla heyecanlandırıyor ve gıda mühendisliği bilgilerinin işlevselliğini görmek de bir o kadar mutlu ediyor. Teoride bu tip işlemlerin uygulanabilirliğini eğitim hayatımız boyunca hep konuşmuştuk fakat pratikte uygulanabilir hale geldiğini görmek, gıda mühendisliğinin gelişen teknolojilerle ne kadar entegre şekilde ilerlediğinin bir göstergesi.
Umarım keyifle okuduğunuz bir yazı olmuştur, herkese keyifli günler dilerim!
Kaynak: National Geographic Türkiye Kasım 2017
Bahsettiğim şirketin websitesi: http://apeelsciences.com/
17 Kasım 2017 Cuma
23 Temmuz 2017 Pazar
Günlük Süt Tüketimi ile İlgili
Herkese merhabalar!
Bugün kazanmamız gereken önemli bir alışkanlık olan süt tüketiminden bahsedeceğim.

Türk toplumu olan yerleşmiş çok yanlış bir algıya sahibiz. Sütün sadece çocuklar için bir gereksinim olduğunu düşünüp, belli bir yaştan sonra tüketmeyi ya azaltıyor ya da tamamen bırakıyoruz. Ülkemizde kişi başı süt tüketimi yıllık olarak ortalama 24 litre. Bu tüketimin 8 litresi paketli sütlerden oluşurken, geri kalanı açık satılan sütlerden oluşmakta. Mevsimsel olarak da bu oranın ciddi şekilde düşüşe uğradığı gözlemlenmiş. Örneğin yaz aylarında kış aylarına göre çok düşük seviyede süt tüketiyoruz. Peki süt gerçekten sadece çocuklar için mi bir ihtiyaç yoksa her yaşa hitap eden bir gıda mı?

Yukarıda görselde pek çok farklı gıdadan elde edebileceğiniz kalsiyum miktarları tablo olarak verilmiş. Bu tabloya bakarak şöyle bir yorum yapmak mümkün;
Bir bardak süt günlük ortalama kalsiyum ihtiyacımızın yarısını karşılıyor. Bildiğimiz üzere kalsiyum sadece çocuk gelişimi için değil, yetişkinler için de çok önemli bir mineraldir. Kemik sağlığı ve diş sağlığı için çok önemlidir. Özellikle yaşlılığa bağlı kemik erimesi gibi durumlarla karşılaşmamak için vücudumuzun yeteri kadar kalsiyum aldığına emin olmalıyız.
Buna ek olarak süt çok önemli bir protein kaynağıdır. Bir bardak süt, günlük ortalama ihtiyaç duyduğumuz proteinin %30una yakınını karşılamaktadır. Bu oran çocuklar için %35leri bulmaktadır. Ek olarak, Magnezyumun %18’ini, Fosforun %55’ini, Çinkonun %12’sini, İyotun %30’unu, A vitaminin %9’unu, B1 vitaminin %11’ini, B2 vitaminin %44’ünü, B6 vitaminin %13’ünü, B12 vitaminin %98’ini, Folatın %12’sini, Niasinin %16’sını karşılar.
Tüm bu vitamin ve mineraller vücudumuz için gerçekten çok kıymetlidir. Bu kuvvetli içeriğinden dolayı sütün birkaç temel faydasından bahsetmek gerekirse;
-kemik sağlığını destekler
-kan basıncını dengeler
-kas gelişimini destekler
-kolesterolü dengeler
-hücre ve doku oluşumunda rol alır
-tırnak ve saç oluşumunda rol alır.

Gördüğümüz üzere süt sadece çocuklar için değil; her yaşta insan için bir gerekliliktir. Et ve Süt Kurumu'na göre;
Günde bir bardak süt tüketmek yeterli ve dengeli beslenme için yeterli değildir. Yeterli ve dengeli bir beslenme için günde en az;
Bir gıda mühendisi adayı olarak tavsiyem, süt tüketiminizde paketli hazır sütleri tercih edin. Günlük süt de tüketseniz, UHT yani uzun ömürlü süt de tüketseniz, bunlar sağlığınız için yukarıdaki tüm gereklilikleri barındıran en sağlıklı sütlerdir. Hijyenik ortamlarda üretilip, defalarca analiz edilirler. Dışarıdan açık şekilde aldığınız sütler ise denetimsizdir. Bazen sadece evde kendi imkanlarınızla kaynatmanız yeterli olmayabilir ve çeşitli hastalıklara sebep olabilir. Bu yüzden her zaman paketli halde satılan sütleri tercih etmenizi tavsiye ederim.
Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur. Herkese iyi günler dilerim!
Instagram Adresim
KAYNAKLAR
http://www.esk.gov.tr
https://www.sutdunyasi.com/
Bugün kazanmamız gereken önemli bir alışkanlık olan süt tüketiminden bahsedeceğim.

Türk toplumu olan yerleşmiş çok yanlış bir algıya sahibiz. Sütün sadece çocuklar için bir gereksinim olduğunu düşünüp, belli bir yaştan sonra tüketmeyi ya azaltıyor ya da tamamen bırakıyoruz. Ülkemizde kişi başı süt tüketimi yıllık olarak ortalama 24 litre. Bu tüketimin 8 litresi paketli sütlerden oluşurken, geri kalanı açık satılan sütlerden oluşmakta. Mevsimsel olarak da bu oranın ciddi şekilde düşüşe uğradığı gözlemlenmiş. Örneğin yaz aylarında kış aylarına göre çok düşük seviyede süt tüketiyoruz. Peki süt gerçekten sadece çocuklar için mi bir ihtiyaç yoksa her yaşa hitap eden bir gıda mı?

Yukarıda görselde pek çok farklı gıdadan elde edebileceğiniz kalsiyum miktarları tablo olarak verilmiş. Bu tabloya bakarak şöyle bir yorum yapmak mümkün;
Bir bardak süt günlük ortalama kalsiyum ihtiyacımızın yarısını karşılıyor. Bildiğimiz üzere kalsiyum sadece çocuk gelişimi için değil, yetişkinler için de çok önemli bir mineraldir. Kemik sağlığı ve diş sağlığı için çok önemlidir. Özellikle yaşlılığa bağlı kemik erimesi gibi durumlarla karşılaşmamak için vücudumuzun yeteri kadar kalsiyum aldığına emin olmalıyız.
Buna ek olarak süt çok önemli bir protein kaynağıdır. Bir bardak süt, günlük ortalama ihtiyaç duyduğumuz proteinin %30una yakınını karşılamaktadır. Bu oran çocuklar için %35leri bulmaktadır. Ek olarak, Magnezyumun %18’ini, Fosforun %55’ini, Çinkonun %12’sini, İyotun %30’unu, A vitaminin %9’unu, B1 vitaminin %11’ini, B2 vitaminin %44’ünü, B6 vitaminin %13’ünü, B12 vitaminin %98’ini, Folatın %12’sini, Niasinin %16’sını karşılar.
Tüm bu vitamin ve mineraller vücudumuz için gerçekten çok kıymetlidir. Bu kuvvetli içeriğinden dolayı sütün birkaç temel faydasından bahsetmek gerekirse;
-kemik sağlığını destekler
-kan basıncını dengeler
-kas gelişimini destekler
-kolesterolü dengeler
-hücre ve doku oluşumunda rol alır
-tırnak ve saç oluşumunda rol alır.

Gördüğümüz üzere süt sadece çocuklar için değil; her yaşta insan için bir gerekliliktir. Et ve Süt Kurumu'na göre;
Günde bir bardak süt tüketmek yeterli ve dengeli beslenme için yeterli değildir. Yeterli ve dengeli bir beslenme için günde en az;
- Bebekler 750 g,
- Çocuklar 300-350 g,
- Gençler 350 g,
- Yetişkinler-yaşlılar 250-400 g,
- Hamile-emzikli kadınlar 500 g
içme sütü tüketilmelidir.
Bir gıda mühendisi adayı olarak tavsiyem, süt tüketiminizde paketli hazır sütleri tercih edin. Günlük süt de tüketseniz, UHT yani uzun ömürlü süt de tüketseniz, bunlar sağlığınız için yukarıdaki tüm gereklilikleri barındıran en sağlıklı sütlerdir. Hijyenik ortamlarda üretilip, defalarca analiz edilirler. Dışarıdan açık şekilde aldığınız sütler ise denetimsizdir. Bazen sadece evde kendi imkanlarınızla kaynatmanız yeterli olmayabilir ve çeşitli hastalıklara sebep olabilir. Bu yüzden her zaman paketli halde satılan sütleri tercih etmenizi tavsiye ederim.
Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur. Herkese iyi günler dilerim!
Instagram Adresim
KAYNAKLAR
http://www.esk.gov.tr
https://www.sutdunyasi.com/
10 Temmuz 2017 Pazartesi
Meyve Nektarı ile %100 Meyve Suyunun Farkı Nedir?
Herkese merhaba!
Bugün sizlere meyve nektarı ile %100 meyve suyunun farkından bahsedeceğim.

Meyve suyu ürünlerini içerdikleri meyve oranlarına göre çeşitli kategorilerde inceliyoruz. Temel olarak 4 tane kategori var. Bunlar, %100 meyve suyu, meyve nektarı, meyveli içecek ve aromalı içeceklerdir. Market raflarından genel olarak meyve suyu adı altında aldığımız ürünler ise meyve nektarı ve %100 meyve suyudur. Aslında en başta da ifade ettiğim gibi, bu ürünlerin farkı içerdikleri meyve miktarının farkından gelmektedir.
%100 meyve suyu dediğimiz ürünler, adından da anlaşılacağı gibi %100 oranında meyve içermektedir. Bir ürünün üzerinde bu ibareyi görüyorsanız %100 meyve içerdiğine emin olabilirsiniz çünkü bunun kontrolleri bakanlık tarafından yapılmaktadır ve bir ürünün %100 meyve suyu etiketine sahip olması için gerçekten de %100 meyve içermesi gerekmektedir.

Fakat her meyve bu şekilde üretime uygun değildir. Çok ekşi tada sahip olan vişne veya yoğun kıvama sahip olan şeftali gibi meyvelerin suyu, ekstra su kullanarak seyreltilmeli ve tat dengesini bozmamak için şeker eklenmelidir. Bu oranlar meyveden meyveye değişebilir ve hangi orana sahip olması gerektiği yine aynı şekilde kodekste ilgili yönetmelikle belirtilmiştir. Ortalama olarak bu değer %25-%99 aralığındadır.
Hangisini tercih edeceğiniz size kalmış. Bu noktada tercih kriteriniz, nektarda kullanılan ekstra işlenmiş şeker olabilir. İşlenmiş şeker tüketimiyle ilgili bir sınırlamanız varsa, sadece doğal meyve şekeri içeren %100 meyve sularını tercih edebilirsiniz.
Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur. Keyifli günler dilerim.
Kaynak: Meyve Suyu Endüstrisi Derneği Bilgi Merkezi
Beni instagramda da takip etmeyi unutmayın! ---> foodie.advices
Bugün sizlere meyve nektarı ile %100 meyve suyunun farkından bahsedeceğim.

Meyve suyu ürünlerini içerdikleri meyve oranlarına göre çeşitli kategorilerde inceliyoruz. Temel olarak 4 tane kategori var. Bunlar, %100 meyve suyu, meyve nektarı, meyveli içecek ve aromalı içeceklerdir. Market raflarından genel olarak meyve suyu adı altında aldığımız ürünler ise meyve nektarı ve %100 meyve suyudur. Aslında en başta da ifade ettiğim gibi, bu ürünlerin farkı içerdikleri meyve miktarının farkından gelmektedir.
%100 meyve suyu dediğimiz ürünler, adından da anlaşılacağı gibi %100 oranında meyve içermektedir. Bir ürünün üzerinde bu ibareyi görüyorsanız %100 meyve içerdiğine emin olabilirsiniz çünkü bunun kontrolleri bakanlık tarafından yapılmaktadır ve bir ürünün %100 meyve suyu etiketine sahip olması için gerçekten de %100 meyve içermesi gerekmektedir.

Fakat her meyve bu şekilde üretime uygun değildir. Çok ekşi tada sahip olan vişne veya yoğun kıvama sahip olan şeftali gibi meyvelerin suyu, ekstra su kullanarak seyreltilmeli ve tat dengesini bozmamak için şeker eklenmelidir. Bu oranlar meyveden meyveye değişebilir ve hangi orana sahip olması gerektiği yine aynı şekilde kodekste ilgili yönetmelikle belirtilmiştir. Ortalama olarak bu değer %25-%99 aralığındadır.
Hangisini tercih edeceğiniz size kalmış. Bu noktada tercih kriteriniz, nektarda kullanılan ekstra işlenmiş şeker olabilir. İşlenmiş şeker tüketimiyle ilgili bir sınırlamanız varsa, sadece doğal meyve şekeri içeren %100 meyve sularını tercih edebilirsiniz.
Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur. Keyifli günler dilerim.
Kaynak: Meyve Suyu Endüstrisi Derneği Bilgi Merkezi
Beni instagramda da takip etmeyi unutmayın! ---> foodie.advices
Etiketler:
%100 doğal,
bakanlık,
doğal,
kodeks,
meyve,
meyve suyu,
nektar
9 Temmuz 2017 Pazar
Her Yerde Denize Girilir Mi?
Herkese merhaba!
Uzun bir ara vermek zorunda kaldığım blog yazılarıma, yaz tatilinin başlaması sayesinde devam etmeye karar verdim.
Yaz aylarının gelmesiyle birlikte açılan tatil sezonu bizlere ilk olarak deniz, kum, güneş üçlüsünü hatırlatıyor. Özellikle İstanbul'da nemin de etkisiyle hissedilen sıcaklıkların 40 derecelere ulaşmasıyla birlikte, neredeyse gördüğümüz küçücük bir su birikintisine atlayasımız geliyor. Yaz tatilini Ege sahillerinde veya Akdeniz koylarında geçiremeyenler için, İstanbul'daki plajlar tercih edilmeye başladı. Fakat serinleyebilmek adına, her denize girilmesi doğru mudur ya da herhangi bir şekilde sağlığımızı olumsuz etkiler mi? Bugünkü yazımda bu konuyu ele almaya çalışacağım.
Öncelikle şunu bilmek gerekir ki deniz suyu sağlığınızı iki şekilde bozabilir. Birincisi su yutmanız sonucu, eğer su kirliyse mikroplardan dolayı hastalanabilirsiniz. İkincisi ise kadın iseniz ve yine girdiğiniz suda mikrop varsa kadın hastalıklarına yakalanabilirsiniz.
Birincisi herkesi etkileyen bir durumdur ve sıklıkla da rastlanır. Yuttuğumuz bu sularda mikrop varsa genellikle sindirim sistemimizi etkiler ve karın ağrısı, ishal gibi emetik problemlere yol açar. Bununla birlikte, girdiğiniz suda ağır metaller varsa yani sanayi bölgesinde ve atık mevcut olan bir denize giriyorsanız, bu ağır metaller vücudunuzda birikip uzun vadede hastalığa yol açabilir yada kısa vadede ağır metal zehirlenmesine sebep olabilir.
İkinci durum ise aslında idrar yolları enfeksiyonu gibi rahatsızlıklara sebep açmasıdır ve herkeste görülebilir fakat kadınlarda çok daha yaygın olarak görülmektedir.
Peki girdiğimiz suyun güvenli olup olmadığını nereden bileceğiz? Aslında çok basit. Uluslararası çevre örgütleri, denizlerin belli kriterlere sahip olma durumlarına göre onlara çeşitli bayraklar veriyor. Bu bayrakların rengine göre, girdiğiniz denizin hem can güvenliğiniz açısından hem de hijyenik açıdan uygun olup olmadığını öğrenebilirsiniz. Mavi bayrak-mükemmel, yeşil bayrak-iyi, sarı bayrak-kötü, kırmızı bayrak ise girilmesi yasak olan denizleri ifade etmektedir. www.mavibayrak.org adresinin verilerine göre, Türkiye mavi bayraklı en fazla deniz plajı olan Dünya'daki 3. ülkedir. Toplamda 454 adet plajı bulunmaktadır. İstanbul'da maalesef sadece 2 tane mavi bayraklı plaj bulunmakta. Bunlardan biri Şile'de bir otelin plajı, diğeri ise uzunkum plajının orta noktası.

Bu iki plaj haricinde gideceğiniz denizin güvenilirliğini sorgulamak istediğinizde, sağlık bakanlığına ait olan http://yuzme.saglik.gov.tr/ web sitesini kullanabilirsiniz. Özellikle Silivri çevresindeki plajların büyük çoğunluğunun sarı bayrağa sahip olduğunu yani kötü durumda olduğunu görebilirsiniz. 2 yıl önce staj yaptığım bir laboratuvara Silivri'den alınmış örnek sular analiz etmemiz için getirilmişti ve bu analizlerimiz sonucunda sudan E.coli adını verdiğimiz, kirli sularda çok yaygın olan bir bakteriye rastlamıştık.
Bu doğrultuda kişisel tavsiyem, gideceğiniz denizi önceden verdiğim adresten kontrol etmeniz. Yine de girmek istiyorsanız mümkünse su yutmamaya ve sudan çıktıktan sonra hemen duş almaya özen gösterin. Böylelikle kadın hastalıklarına karşı da kendinizi bir nebze koruyabilirsiniz.
Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur.
Herkese keyifli günler dilerim!
Uzun bir ara vermek zorunda kaldığım blog yazılarıma, yaz tatilinin başlaması sayesinde devam etmeye karar verdim.
Yaz aylarının gelmesiyle birlikte açılan tatil sezonu bizlere ilk olarak deniz, kum, güneş üçlüsünü hatırlatıyor. Özellikle İstanbul'da nemin de etkisiyle hissedilen sıcaklıkların 40 derecelere ulaşmasıyla birlikte, neredeyse gördüğümüz küçücük bir su birikintisine atlayasımız geliyor. Yaz tatilini Ege sahillerinde veya Akdeniz koylarında geçiremeyenler için, İstanbul'daki plajlar tercih edilmeye başladı. Fakat serinleyebilmek adına, her denize girilmesi doğru mudur ya da herhangi bir şekilde sağlığımızı olumsuz etkiler mi? Bugünkü yazımda bu konuyu ele almaya çalışacağım.
Öncelikle şunu bilmek gerekir ki deniz suyu sağlığınızı iki şekilde bozabilir. Birincisi su yutmanız sonucu, eğer su kirliyse mikroplardan dolayı hastalanabilirsiniz. İkincisi ise kadın iseniz ve yine girdiğiniz suda mikrop varsa kadın hastalıklarına yakalanabilirsiniz.
Birincisi herkesi etkileyen bir durumdur ve sıklıkla da rastlanır. Yuttuğumuz bu sularda mikrop varsa genellikle sindirim sistemimizi etkiler ve karın ağrısı, ishal gibi emetik problemlere yol açar. Bununla birlikte, girdiğiniz suda ağır metaller varsa yani sanayi bölgesinde ve atık mevcut olan bir denize giriyorsanız, bu ağır metaller vücudunuzda birikip uzun vadede hastalığa yol açabilir yada kısa vadede ağır metal zehirlenmesine sebep olabilir.
İkinci durum ise aslında idrar yolları enfeksiyonu gibi rahatsızlıklara sebep açmasıdır ve herkeste görülebilir fakat kadınlarda çok daha yaygın olarak görülmektedir.
Peki girdiğimiz suyun güvenli olup olmadığını nereden bileceğiz? Aslında çok basit. Uluslararası çevre örgütleri, denizlerin belli kriterlere sahip olma durumlarına göre onlara çeşitli bayraklar veriyor. Bu bayrakların rengine göre, girdiğiniz denizin hem can güvenliğiniz açısından hem de hijyenik açıdan uygun olup olmadığını öğrenebilirsiniz. Mavi bayrak-mükemmel, yeşil bayrak-iyi, sarı bayrak-kötü, kırmızı bayrak ise girilmesi yasak olan denizleri ifade etmektedir. www.mavibayrak.org adresinin verilerine göre, Türkiye mavi bayraklı en fazla deniz plajı olan Dünya'daki 3. ülkedir. Toplamda 454 adet plajı bulunmaktadır. İstanbul'da maalesef sadece 2 tane mavi bayraklı plaj bulunmakta. Bunlardan biri Şile'de bir otelin plajı, diğeri ise uzunkum plajının orta noktası.

Bu iki plaj haricinde gideceğiniz denizin güvenilirliğini sorgulamak istediğinizde, sağlık bakanlığına ait olan http://yuzme.saglik.gov.tr/ web sitesini kullanabilirsiniz. Özellikle Silivri çevresindeki plajların büyük çoğunluğunun sarı bayrağa sahip olduğunu yani kötü durumda olduğunu görebilirsiniz. 2 yıl önce staj yaptığım bir laboratuvara Silivri'den alınmış örnek sular analiz etmemiz için getirilmişti ve bu analizlerimiz sonucunda sudan E.coli adını verdiğimiz, kirli sularda çok yaygın olan bir bakteriye rastlamıştık.
Bu doğrultuda kişisel tavsiyem, gideceğiniz denizi önceden verdiğim adresten kontrol etmeniz. Yine de girmek istiyorsanız mümkünse su yutmamaya ve sudan çıktıktan sonra hemen duş almaya özen gösterin. Böylelikle kadın hastalıklarına karşı da kendinizi bir nebze koruyabilirsiniz.
Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur.
Herkese keyifli günler dilerim!
28 Nisan 2017 Cuma
Evde Yapılan Domates Konservesi Tehlikeli Midir?
Herkese merhaba!
Bugün sizlere geçtiğimiz günlerde gündeme gelmiş ve çok büyük soru işaretlerini beraberinde getirmiş bir konudan gıda mühendisi perspektifiyle bahsedeceğim.
Mersin'de geçtiğimiz günlerde evde yapılmış konserve domatesler aynı aileye mensup ve bu domatesleri tüketmiş 4 kişinin ölümüyle sonuçlanmış üzücü bir olay meydana geldi. Bu durum herkesin kafasında böyle bir tehlikenin varlığıyla ilgili büyük soru işaretleri oluşturdu.

Türkiye'de özellikle ev hanımları yazın hem daha uygun fiyata hem taze şekilde satın alabildikleri domatesleri, kışın değerlendirmek amacıyla kaynatarak konserveliyorlar. Yıllardır tercih edilen bu yöntem sayesinde kışın da taze domates lezzetinde ürün tüketebiliyorlar. Cep dostu da bir yöntem olması sebebiyle çok tercih edilen konserveleme işlemiyle ilgili duyulan bu üzücü haber, insanlara bir kaç şeyi sorgulatmalıdır.
Birincisi gıda mühendisi olarak bizlerin gıda güvenliğindeki etkisinin ne kadar yüksek olduğu ve önyargıyla değil güvenle yaklaşılması gereken ve sağlığımızı direkt etkileyen bir meslek grubu olduğu gerçeğidir.
İkincisi doğru olduğuna inandığımız ev koşullarında yapılan her üretimde gıdadan kaynaklı zehirlenmelerin ölümle sonuçlanabilecek kadar büyük sorunlar oluşturabileceği gerçeğidir.
Öncelikle domates konservesiyle ilgili olarak sağlığımızı bu denli tehdit edebilecek unsurun ne olduğu konusuna bir göz atalım. Bildiğimiz üzere bu konserveleme işlemi çiğ sebzeye uygulanmaz. Öncelikle konservelenmek istenen sebze bir süre kaynatılır ve sonrasında sıcak şekilde konserveleme işlemi yapılır. Kaynatma işlemi gıdanın güvenliği açısından son derece önemli bir husustur. Bazı hastalık yapabilen mikroorganizmalar yüksek sıcaklığın etkisiyle yok edilebilir. Konserve gıdalar için yani oksijenin varlığının kısıtlı olduğu ortamlarda en önemli zararlı bakterilerden bir tanesi Clostridium Botulinum adı verilen bir bakteridir. Bu bakteri oksijen varlığının az olmasından etkilenmez yani oksijen olmayan ortamlarda da gelişim gösterebilen bir bakteri çeşididir. Bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için kaynatma işlemi büyük önem taşır. Yapılan araştırmalar 119-121 derecelik sıcaklıklara belli bir süre tabi tutulan gıdada Clostridium Botulinum sayısının insan sağlığını tehdit etmeyecek derecede düşürüldüğünü ortaya koymuştur. Gıda fabrikalarında bu sıcaklıklara ulaşmak son derece kolaydır. Üstelik bu işlemi görmüş gıdaya son olarak mikrobiyolojik analizler yapılarak bakteri sayısı da gözlemlenebilir. Yani marketten satın alacağınız konserve gıdada son kullanma tarihi öncesinde böyle bir risk yer almaz. Ancak ev ortamında bu sıcaklıklara ulaşmak son derece zor olduğu gibi, ürün uzun süre kaynatılmazsa bakteriler yaşamaya devam edebilir. Bu da sağlığınızı tehdit edecek önemli bir problem yaratır.

Bu noktada dikkat edilmesi gereken şey, ev ortamında hazırlayacağınız konserveler için uzun süre yüksek ateşte kaynatmak ve ürünü hazırladıktan sonra buzdolabı koşullarında muhafaza etmektir. Öncesinde sterilizasyon amacıyla konservelerinizi de kapaklarıyla birlikte kaynatmanızı tavsiye ederim. Yine de ham maddenin yani domatesin tazeliği ve mikroorganizma içeriği de son derece önem arz eder.
Nacizane tavsiyem, bir gıda mühendisi olarak bu tip ürünlerde sağlığınız açısından hazır konserveleri tercih etmenizdir. En azından son kullanma tarihine kadar o ürünün güvenli olduğuna emin olursunuz. Market koşullarında, depolama esnasında ürün hava almış ve mikrobiyal gelişim gözlemlenmiş olsa dahi bunu çok basit bir yöntemle farkedebilirsiniz. Marketlerden satın alacağınız konservelerin kapakları konservenin içindeki vakumdan dolayı dümdüz durmaktadır. Eğer ki o kapakta şişme gözlemlerseniz ürün hava almış demektir ve son kullanma tarihinden önce bozulacağının işaretidir. Aynı gözlemleri evde hazırladığınız konserveler için de yapabilirsiniz.
Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur. Herkese iyi günler dilerim!
Bugün sizlere geçtiğimiz günlerde gündeme gelmiş ve çok büyük soru işaretlerini beraberinde getirmiş bir konudan gıda mühendisi perspektifiyle bahsedeceğim.
Mersin'de geçtiğimiz günlerde evde yapılmış konserve domatesler aynı aileye mensup ve bu domatesleri tüketmiş 4 kişinin ölümüyle sonuçlanmış üzücü bir olay meydana geldi. Bu durum herkesin kafasında böyle bir tehlikenin varlığıyla ilgili büyük soru işaretleri oluşturdu.

Türkiye'de özellikle ev hanımları yazın hem daha uygun fiyata hem taze şekilde satın alabildikleri domatesleri, kışın değerlendirmek amacıyla kaynatarak konserveliyorlar. Yıllardır tercih edilen bu yöntem sayesinde kışın da taze domates lezzetinde ürün tüketebiliyorlar. Cep dostu da bir yöntem olması sebebiyle çok tercih edilen konserveleme işlemiyle ilgili duyulan bu üzücü haber, insanlara bir kaç şeyi sorgulatmalıdır.
Birincisi gıda mühendisi olarak bizlerin gıda güvenliğindeki etkisinin ne kadar yüksek olduğu ve önyargıyla değil güvenle yaklaşılması gereken ve sağlığımızı direkt etkileyen bir meslek grubu olduğu gerçeğidir.
İkincisi doğru olduğuna inandığımız ev koşullarında yapılan her üretimde gıdadan kaynaklı zehirlenmelerin ölümle sonuçlanabilecek kadar büyük sorunlar oluşturabileceği gerçeğidir.
Öncelikle domates konservesiyle ilgili olarak sağlığımızı bu denli tehdit edebilecek unsurun ne olduğu konusuna bir göz atalım. Bildiğimiz üzere bu konserveleme işlemi çiğ sebzeye uygulanmaz. Öncelikle konservelenmek istenen sebze bir süre kaynatılır ve sonrasında sıcak şekilde konserveleme işlemi yapılır. Kaynatma işlemi gıdanın güvenliği açısından son derece önemli bir husustur. Bazı hastalık yapabilen mikroorganizmalar yüksek sıcaklığın etkisiyle yok edilebilir. Konserve gıdalar için yani oksijenin varlığının kısıtlı olduğu ortamlarda en önemli zararlı bakterilerden bir tanesi Clostridium Botulinum adı verilen bir bakteridir. Bu bakteri oksijen varlığının az olmasından etkilenmez yani oksijen olmayan ortamlarda da gelişim gösterebilen bir bakteri çeşididir. Bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için kaynatma işlemi büyük önem taşır. Yapılan araştırmalar 119-121 derecelik sıcaklıklara belli bir süre tabi tutulan gıdada Clostridium Botulinum sayısının insan sağlığını tehdit etmeyecek derecede düşürüldüğünü ortaya koymuştur. Gıda fabrikalarında bu sıcaklıklara ulaşmak son derece kolaydır. Üstelik bu işlemi görmüş gıdaya son olarak mikrobiyolojik analizler yapılarak bakteri sayısı da gözlemlenebilir. Yani marketten satın alacağınız konserve gıdada son kullanma tarihi öncesinde böyle bir risk yer almaz. Ancak ev ortamında bu sıcaklıklara ulaşmak son derece zor olduğu gibi, ürün uzun süre kaynatılmazsa bakteriler yaşamaya devam edebilir. Bu da sağlığınızı tehdit edecek önemli bir problem yaratır.

Bu noktada dikkat edilmesi gereken şey, ev ortamında hazırlayacağınız konserveler için uzun süre yüksek ateşte kaynatmak ve ürünü hazırladıktan sonra buzdolabı koşullarında muhafaza etmektir. Öncesinde sterilizasyon amacıyla konservelerinizi de kapaklarıyla birlikte kaynatmanızı tavsiye ederim. Yine de ham maddenin yani domatesin tazeliği ve mikroorganizma içeriği de son derece önem arz eder.
Nacizane tavsiyem, bir gıda mühendisi olarak bu tip ürünlerde sağlığınız açısından hazır konserveleri tercih etmenizdir. En azından son kullanma tarihine kadar o ürünün güvenli olduğuna emin olursunuz. Market koşullarında, depolama esnasında ürün hava almış ve mikrobiyal gelişim gözlemlenmiş olsa dahi bunu çok basit bir yöntemle farkedebilirsiniz. Marketlerden satın alacağınız konservelerin kapakları konservenin içindeki vakumdan dolayı dümdüz durmaktadır. Eğer ki o kapakta şişme gözlemlerseniz ürün hava almış demektir ve son kullanma tarihinden önce bozulacağının işaretidir. Aynı gözlemleri evde hazırladığınız konserveler için de yapabilirsiniz.
Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur. Herkese iyi günler dilerim!
Etiketler:
botulinum,
C.botulinum,
domates,
Gıda,
gıda zehirlenmesi,
konserve,
mühendis,
ölüm,
sıcaklık,
zehirlenme
28 Aralık 2016 Çarşamba
Condensed (Yoğunlaştırılmış) Ürün Nedir, Türkiye'deki ve Dünya'daki Yaygın Örnekleri Nelerdir?
Herkese merhaba!
Bugün sizlere Condensed olarak bilinen Türkçe'de yoğunlaştırılmış gibi bir anlamı olan bir ürün tipinden ve bunun hem ülkemizdeki hem diğer ülkelerdeki yaygın örneklerinden bahsedeceğim.
Öncelikle condensed ürünün ne olduğundan bahsetmek istiyorum. Türkçe karşılığından da anlaşılabileceği üzere, ürünü yoğunlaştırmaya yönelik bir uygulamadır. Bu uygulamayla ürünün sahip olduğu suyun bir kısmı buharlaştırılıp ürün daha yoğun hale getirilir. Son ürün yine de sıvı ve akışkandır fakat koyu bir kıvama sahiptir.
Bu yöntemin pek çok avantajı vardır. Bunlardan bazıları;
-Ürünün raf ömrünü uzatır.
-Ürün çeşitliliği sağlar.
-Bazı çeşitlerinde içeriği belli oranlarda değiştirildiği için sindirimi daha kolay olabilir.
-Daha az yer kaplar, taşıma kolaylığı sağlar.
-Farklı yemek tariflerinde kullanılabilir.
-İstediğiniz kadar su ekleyerek, arzu ettiğiniz yoğunluğa ulaşmasını sağlayabilirsiniz.
Bu ve bunun gibi pek çok farklı avantajı olan bir ürün çeşididir. Peki bu ürünlerin örnekleri nelerdir?
Öncelikle Türkiye'deki örneklerinden bahsetmek istiyorum. Çok yaygın olmasa da özellikle büyük marketlerin raflarında yoğunlaştırılmış tavuk veya et suyunu küçük küp paketlerde yada konserve kutularda görebilirsiniz. Bu ürün, tavuk ve et bulyon dediğimiz sıkıştırılmış toz ürüne nazaran daha yoğun bir aromaya sahiptir. Çorba, pilav, yemek gibi farklı tariflerde değerlendirilebilir.


Peki yurtdışında denk gelebileceğimiz yaygın ürünler nelerdir?
En yaygın ürün Condensed Milk, yani yoğunlaştırılmış süttür. Bu ürünün şekersiz ve tatlandırılmış şeklinde iki örneği vardır. Şeker eklenmiş olan ürün, ortamdaki mikrobiyal gelişimi durdurduğu için, ekstra ısıl işleme ihtiyaç duymadan uzun bir raf ömrüne sahip olur.Fakat şeker ilavesi yapılmamış olan ürün, sterilize edilmeli ve Türkiye'de de şuan tükettiğimiz sütlerin tabi tutulduğu UHT yöntemiyle üretilmesi lazımdır. Bu ürün Türkiye'de merakla beklenen bir ürün olup, yakın zamanda bazı büyük marketler bunun örneklerini yurtdışından ihraç etmektedir. Yine de yurtdışındaki kadar yaygınlaşmasının zaman alacağı bir gerçek. Bu ürün de yine aynı şekilde, özellikle tatlı yapımında sıklıkla tercih edilen bir ürün.


Bir diğer ürün ise çorba veya sos olarak da kullanılabilen ve yurtdışında "Soup" olarak geçen yoğunlaştırılmış türdür. Bunun özellikle domateslisi ve tavuklusu çok yaygındır ve dediğim gibi hem herhangi bir ekleme yapılmadan sos olarak, hem de sulandırılıp çorba olarak tüketilebilir. Aslında bu ürünün bir örneği sayılabilecek bir ürün yabancı bir marka aracılığıyla satışa çıktı. Domateslisi, mantarlısı gibi çeşitleri mevcut ve bunları artık sık sık marketlerde görebilirsiniz.

Beni en çok şaşırtan ürünlerden biri de Condensed Chicken Cream yani yoğunlaştırılmış tavuk kreması idi. Bu da az önce bahsettiğim ürün gamına dahil olup, bizim de toz halde satın aldığımız kremalı tavuk çorbasının yoğunlaştırılmış halidir. Aynı şekilde tavuk pilav veya noodle da bulmak mümkün. Bu ürünün dahil olduğu tarifleri görünce bir an önce Türkiye'de de raflarda görmek istiyorum :)



Beni çok heyecanlandıran bir ürün türü olduğu için özellikle yoğunlaştırılmış süt ürününü raflarda görmeyi çok isterim. Bugünlük anlatacaklarım bu kadardı. Başka merak ettiğiniz ürün çeşitleri varsa yorum bırakabilirsiniz. Beni instagram'da da takip etmeyin unutmayın. Herkese iyi günler dilerim!
Instagram
https://www.instagram.com/foodie.advices/
Bugün sizlere Condensed olarak bilinen Türkçe'de yoğunlaştırılmış gibi bir anlamı olan bir ürün tipinden ve bunun hem ülkemizdeki hem diğer ülkelerdeki yaygın örneklerinden bahsedeceğim.
Öncelikle condensed ürünün ne olduğundan bahsetmek istiyorum. Türkçe karşılığından da anlaşılabileceği üzere, ürünü yoğunlaştırmaya yönelik bir uygulamadır. Bu uygulamayla ürünün sahip olduğu suyun bir kısmı buharlaştırılıp ürün daha yoğun hale getirilir. Son ürün yine de sıvı ve akışkandır fakat koyu bir kıvama sahiptir.
Bu yöntemin pek çok avantajı vardır. Bunlardan bazıları;
-Ürünün raf ömrünü uzatır.
-Ürün çeşitliliği sağlar.
-Bazı çeşitlerinde içeriği belli oranlarda değiştirildiği için sindirimi daha kolay olabilir.
-Daha az yer kaplar, taşıma kolaylığı sağlar.
-Farklı yemek tariflerinde kullanılabilir.
-İstediğiniz kadar su ekleyerek, arzu ettiğiniz yoğunluğa ulaşmasını sağlayabilirsiniz.
Bu ve bunun gibi pek çok farklı avantajı olan bir ürün çeşididir. Peki bu ürünlerin örnekleri nelerdir?
Öncelikle Türkiye'deki örneklerinden bahsetmek istiyorum. Çok yaygın olmasa da özellikle büyük marketlerin raflarında yoğunlaştırılmış tavuk veya et suyunu küçük küp paketlerde yada konserve kutularda görebilirsiniz. Bu ürün, tavuk ve et bulyon dediğimiz sıkıştırılmış toz ürüne nazaran daha yoğun bir aromaya sahiptir. Çorba, pilav, yemek gibi farklı tariflerde değerlendirilebilir.
Peki yurtdışında denk gelebileceğimiz yaygın ürünler nelerdir?
En yaygın ürün Condensed Milk, yani yoğunlaştırılmış süttür. Bu ürünün şekersiz ve tatlandırılmış şeklinde iki örneği vardır. Şeker eklenmiş olan ürün, ortamdaki mikrobiyal gelişimi durdurduğu için, ekstra ısıl işleme ihtiyaç duymadan uzun bir raf ömrüne sahip olur.Fakat şeker ilavesi yapılmamış olan ürün, sterilize edilmeli ve Türkiye'de de şuan tükettiğimiz sütlerin tabi tutulduğu UHT yöntemiyle üretilmesi lazımdır. Bu ürün Türkiye'de merakla beklenen bir ürün olup, yakın zamanda bazı büyük marketler bunun örneklerini yurtdışından ihraç etmektedir. Yine de yurtdışındaki kadar yaygınlaşmasının zaman alacağı bir gerçek. Bu ürün de yine aynı şekilde, özellikle tatlı yapımında sıklıkla tercih edilen bir ürün.
Bir diğer ürün ise çorba veya sos olarak da kullanılabilen ve yurtdışında "Soup" olarak geçen yoğunlaştırılmış türdür. Bunun özellikle domateslisi ve tavuklusu çok yaygındır ve dediğim gibi hem herhangi bir ekleme yapılmadan sos olarak, hem de sulandırılıp çorba olarak tüketilebilir. Aslında bu ürünün bir örneği sayılabilecek bir ürün yabancı bir marka aracılığıyla satışa çıktı. Domateslisi, mantarlısı gibi çeşitleri mevcut ve bunları artık sık sık marketlerde görebilirsiniz.

Beni en çok şaşırtan ürünlerden biri de Condensed Chicken Cream yani yoğunlaştırılmış tavuk kreması idi. Bu da az önce bahsettiğim ürün gamına dahil olup, bizim de toz halde satın aldığımız kremalı tavuk çorbasının yoğunlaştırılmış halidir. Aynı şekilde tavuk pilav veya noodle da bulmak mümkün. Bu ürünün dahil olduğu tarifleri görünce bir an önce Türkiye'de de raflarda görmek istiyorum :)

Beni çok heyecanlandıran bir ürün türü olduğu için özellikle yoğunlaştırılmış süt ürününü raflarda görmeyi çok isterim. Bugünlük anlatacaklarım bu kadardı. Başka merak ettiğiniz ürün çeşitleri varsa yorum bırakabilirsiniz. Beni instagram'da da takip etmeyin unutmayın. Herkese iyi günler dilerim!
https://www.instagram.com/foodie.advices/
Etiketler:
chicken,
condensed,
çorba,
Gıda,
mühendis,
soup,
tarifler,
tavuk,
ürünler,
yeni,
yoğunlaştırılmış,
yurtdışı
13 Aralık 2016 Salı
Son Kullanma Tarihi ile Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi Nedir?
Herkese merhaba! Uzun bir aradan sonra blogumda tekrar yazmaya başladım. Bundan sonra yine elimden geldiğince yazılarımı düzenli olarak paylaşacağım.
Bugün anlatacağım konu sürekli karıştırılan ve özellikle markette çalıştığım dönemlerde insanlardan sıkça aldığım bir soruyla ilgiliydi.
Günümüzde bilinçli her tüketici satın alacağı ürünün ambalajındaki bilgileri detaylıca inceliyor. Bu incelemede en dikkat ettiğimiz konulardan biri de son kullanma tarihi "SKT" ibaresidir. Bu ifadeden faydalanarak ürünü ne kadar süre daha evde saklayabileceğimizi hesaplayabiliyoruz. Fakat son yıllarda bu ifadenin yanı sıra bazı ürünlerde Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi diye bir ifade görmeye başladık. Haliyle bu ifade değişikliği kafa karışıklığına sebep oldu. Peki bu iki ifade aynı anlama mı geliyorlar ve her üründe bu ifadelere rastlamak mümkün mü?
Aslında bu iki ifadenin de bizi götürdüğü nokta hemen hemen aynı olsa da anlam olarak birbirlerinden farklılar. Son Kullanma Tarihi olarak geçen ifade, mikrobiyolojik olarak bozulmaya uğrayabilecek gıda maddelerine yazılır ve verilen o tarihten itibaren ürünün tüketilmesi insan sağlığı açısından tehlikelidir. Yani ürün o tarihten itibaren vücudunuzun tolere edemeyeceği kadar bozulmuş veya bozulmaya başlamış olacaktır, bu sebeple sağlığınız için SKT'si gelmiş ürünü tüketmemeniz gerekmektedir. Özellikle süt, yoğurt, et ve et ürünleri, meyve suyu, reçel, konserve gıdalar gibi ürünlerde SKT ibaresi vardır ve bu ibare çok önemlidir.

Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi ise, mikrobiyolojik olarak bozulmamış, fakat duyusal özelliklerini kaybetmiş olabilecek ürünler için kullanılır. Yani Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi geldiğinde o ürün bozulmamıştır fakat tadı, lezzeti, görüntüsü eskisi kadar kaliteli olmayabilir. Bahsi geçen ürün eğer uygun koşullarda muhafaza edilmişse, gıdanın kendine has özelliklerini korur. Bu tarih dolduğunda mikrobiyolojik anlamda sağlığınızı etkileyen bir durum söz konusu olmaz fakat gıda karakteristik özelliklerini kaybetmiş veya kaybediyor olabilir.
Özellikle, bakliyat grubunda normal saklama koşullarında 1-2 yıl gibi bir depolama ömrü olduğu için bunun yerine tavsiye edilen tüketim tarihi verilmesi daha mantıklı hale gelmiştir.

Aynı ürün üzerinde hem SKT hem TETT bulunmaz. Bunlardan sadece biri tercih edilir. İlgili Türk Gıda Kodeksi Tebliği de bunu yönetmelikle sınırlandırmıştır.
Tüm bu bilgilerden çıkarabilecek kısa ve net sonuç ise şudur;
Bir ürünün SKT'si geçtiyse o ürün kesinlikle tüketilmemelidir. Sağlığınıza zararlı olabilir. Hem kalite özelliklerini kaybetmiş hem de mikrobiyolojik açıdan kontamine olmaya yani bozulmaya başlamıştır.
Bir ürünün TETT'si geçtiyse o ürün kendine has karakteristik özelliklerini kaybetmiş olabilir fakat bunlar sağlığınızı olumsuz etkileyecek problemler değildir.
Son olarak bu konuyla ilgili yine sıklıkla duyduğum bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Bazı insanlar SKT'si geçtikten 1 hafta sonra ürünü tükettiklerini söyleyerek bu tarihi önemsizmiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Öncelikle hiçbir ürüne o ürünün insanı öldürebilecek noktaya getirecek tarihe SKT verilmiyor. Belirlenen SKT ortalama bir insan için kaldırabileceği maksimum kontaminasyon seviyesinden bir miktar daha az süreyi kapsar ki kişi yanlışlıkla SKT 'si geçmiş ürün tüketirse sağlığına ciddi şekilde zarar gelmemesi için. Fakat buna güvenerek SKT'si geçmiş ürünleri göz göre göre tercih etmeyin çünkü bu değerler üzerinde yüzlerce deney yapılarak belirlenmiş ve ortalama bir insanın sağlığı göz önüne alınmıştır. Eğer bünyeniz zayıfsa, SKT'si 1 gün geçmiş ürün bile sizi zehirleyebilir yada sağlığınızı bozabilir. İnanın bu tarihler boşu boşuna oralara yazılmıyor. Sağlığınızı düşünüyorsanız bu ibareleri dikkate alın.
Kaynak olarak Türk Gıda Kodeksi Etiket Tebliğini kullandım. Umarım keyifle okuduğunuz bir yazı olmuştur. Lütfen beni INSTAGRAM adresimden de takip edin. Merak ettiğiniz konular varsa sorularınızı sorabilirsiniz. Herkese iyi günler!
KAYNAK
TÜRK GIDA KODEKSİ ETİKETLEME YÖNETMELİĞİ, http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111229M3-7.htm
INSTAGRAM
https://www.instagram.com/foodie.advices/
Bugün anlatacağım konu sürekli karıştırılan ve özellikle markette çalıştığım dönemlerde insanlardan sıkça aldığım bir soruyla ilgiliydi.
Günümüzde bilinçli her tüketici satın alacağı ürünün ambalajındaki bilgileri detaylıca inceliyor. Bu incelemede en dikkat ettiğimiz konulardan biri de son kullanma tarihi "SKT" ibaresidir. Bu ifadeden faydalanarak ürünü ne kadar süre daha evde saklayabileceğimizi hesaplayabiliyoruz. Fakat son yıllarda bu ifadenin yanı sıra bazı ürünlerde Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi diye bir ifade görmeye başladık. Haliyle bu ifade değişikliği kafa karışıklığına sebep oldu. Peki bu iki ifade aynı anlama mı geliyorlar ve her üründe bu ifadelere rastlamak mümkün mü?
Aslında bu iki ifadenin de bizi götürdüğü nokta hemen hemen aynı olsa da anlam olarak birbirlerinden farklılar. Son Kullanma Tarihi olarak geçen ifade, mikrobiyolojik olarak bozulmaya uğrayabilecek gıda maddelerine yazılır ve verilen o tarihten itibaren ürünün tüketilmesi insan sağlığı açısından tehlikelidir. Yani ürün o tarihten itibaren vücudunuzun tolere edemeyeceği kadar bozulmuş veya bozulmaya başlamış olacaktır, bu sebeple sağlığınız için SKT'si gelmiş ürünü tüketmemeniz gerekmektedir. Özellikle süt, yoğurt, et ve et ürünleri, meyve suyu, reçel, konserve gıdalar gibi ürünlerde SKT ibaresi vardır ve bu ibare çok önemlidir.
Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi ise, mikrobiyolojik olarak bozulmamış, fakat duyusal özelliklerini kaybetmiş olabilecek ürünler için kullanılır. Yani Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi geldiğinde o ürün bozulmamıştır fakat tadı, lezzeti, görüntüsü eskisi kadar kaliteli olmayabilir. Bahsi geçen ürün eğer uygun koşullarda muhafaza edilmişse, gıdanın kendine has özelliklerini korur. Bu tarih dolduğunda mikrobiyolojik anlamda sağlığınızı etkileyen bir durum söz konusu olmaz fakat gıda karakteristik özelliklerini kaybetmiş veya kaybediyor olabilir.
Özellikle, bakliyat grubunda normal saklama koşullarında 1-2 yıl gibi bir depolama ömrü olduğu için bunun yerine tavsiye edilen tüketim tarihi verilmesi daha mantıklı hale gelmiştir.

Aynı ürün üzerinde hem SKT hem TETT bulunmaz. Bunlardan sadece biri tercih edilir. İlgili Türk Gıda Kodeksi Tebliği de bunu yönetmelikle sınırlandırmıştır.
Tüm bu bilgilerden çıkarabilecek kısa ve net sonuç ise şudur;
Bir ürünün SKT'si geçtiyse o ürün kesinlikle tüketilmemelidir. Sağlığınıza zararlı olabilir. Hem kalite özelliklerini kaybetmiş hem de mikrobiyolojik açıdan kontamine olmaya yani bozulmaya başlamıştır.
Bir ürünün TETT'si geçtiyse o ürün kendine has karakteristik özelliklerini kaybetmiş olabilir fakat bunlar sağlığınızı olumsuz etkileyecek problemler değildir.
Son olarak bu konuyla ilgili yine sıklıkla duyduğum bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Bazı insanlar SKT'si geçtikten 1 hafta sonra ürünü tükettiklerini söyleyerek bu tarihi önemsizmiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Öncelikle hiçbir ürüne o ürünün insanı öldürebilecek noktaya getirecek tarihe SKT verilmiyor. Belirlenen SKT ortalama bir insan için kaldırabileceği maksimum kontaminasyon seviyesinden bir miktar daha az süreyi kapsar ki kişi yanlışlıkla SKT 'si geçmiş ürün tüketirse sağlığına ciddi şekilde zarar gelmemesi için. Fakat buna güvenerek SKT'si geçmiş ürünleri göz göre göre tercih etmeyin çünkü bu değerler üzerinde yüzlerce deney yapılarak belirlenmiş ve ortalama bir insanın sağlığı göz önüne alınmıştır. Eğer bünyeniz zayıfsa, SKT'si 1 gün geçmiş ürün bile sizi zehirleyebilir yada sağlığınızı bozabilir. İnanın bu tarihler boşu boşuna oralara yazılmıyor. Sağlığınızı düşünüyorsanız bu ibareleri dikkate alın.
Kaynak olarak Türk Gıda Kodeksi Etiket Tebliğini kullandım. Umarım keyifle okuduğunuz bir yazı olmuştur. Lütfen beni INSTAGRAM adresimden de takip edin. Merak ettiğiniz konular varsa sorularınızı sorabilirsiniz. Herkese iyi günler!
KAYNAK
TÜRK GIDA KODEKSİ ETİKETLEME YÖNETMELİĞİ, http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111229M3-7.htm
https://www.instagram.com/foodie.advices/
Etiketler:
bakanlık,
bakliyat,
et,
etiket,
Gıda,
gıda bakanlığı,
hazır gıda,
hububat,
skt,
son kullanma tarihi,
süt,
tavsiye edilen tüketim tarihi,
tett,
türk gıda kodeksi,
yulaf
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

